<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Holistik Psikoterapi</title>
	<atom:link href="http://www.holistikpsikoterapi.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.holistikpsikoterapi.org</link>
	<description>Bir başka WordPress sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 17 Dec 2010 21:24:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Kişisel Gelişim ve Kendin Olma</title>
		<link>http://www.holistikpsikoterapi.org/kisisel-gelisim-ve-kendin-olma/</link>
		<comments>http://www.holistikpsikoterapi.org/kisisel-gelisim-ve-kendin-olma/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Dec 2010 21:24:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Holistik Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kendin olmak]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel oluşum]]></category>
		<category><![CDATA[kişisel psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kişisellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.holistikpsikoterapi.org/?p=49</guid>
		<description><![CDATA[“Kendin gibi ol”, “kendini bul”, “kendini tanı”, “kendini kandırma”, “kendine sahip çık” şeklindeki sözlerin anlam bulacağı bir süreçte; insanın nasıl kendisini bulabileceğini veya bulduğu şeyin kendisi olup olmadığını nasıl anlayabileceğini görmek ister misiniz? Kendimiz kayıp mıyız? Kendimiz değilsek biz kimiz? Sorumluluk Almak Kişi Kendini Hasta Eder, Kişi Kendini İyi Edebilir Yapmak ve Kendini Gerçekleştirmek Geçmişin Tekrarını Bozmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.holistikpsikoterapi.org%2Fkisisel-gelisim-ve-kendin-olma%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>“<strong>Kendin gibi ol</strong>”, “<strong>kendini bul</strong>”, “<strong>kendini tanı</strong>”, “<strong>kendini kandırma</strong>”, “<strong>kendine sahip çık</strong>” şeklindeki sözlerin anlam bulacağı bir süreçte; insanın nasıl kendisini bulabileceğini veya bulduğu şeyin kendisi olup olmadığını nasıl anlayabileceğini görmek ister misiniz?</p>
<p><strong>Kendimiz kayıp mıyız?</strong></p>
<p><strong>Kendimiz değilsek biz kimiz?<span id="more-49"></span><br />
</strong></p>
<ul>
<li><strong><strong><a href="http://www.drcemkece.com/icerik/456/sorumluluk-almak"  target="_blank">Sorumluluk Almak</a></strong></strong></li>
<li><strong><strong><a href="http://www.drcemkece.com/icerik/457/kisi-kendini-hasta"  target="_blank">Kişi Kendini Hasta Eder, Kişi Kendini İyi Edebilir</a></strong></strong></li>
<li><strong><a href="http://www.drcemkece.com/icerik/458/yapmak-ve-kendini"  target="_blank">Yapmak ve Kendini Gerçekleştirmek</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://www.drcemkece.com/icerik/459/gecmisin-tekrarini"  target="_blank">Geçmişin Tekrarını Bozmak</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://www.drcemkece.com/icerik/460/kendini-sevmek"  target="_blank">Kendini Sevmek ve Onaylamak</a></strong></li>
<li><strong><strong><a href="http://www.drcemkece.com/icerik/462/affetmek"  target="_blank">Affetmek</a></strong></strong></li>
<li><strong><a href="http://www.drcemkece.com/icerik/461/logoterapi"  target="_blank">Logoterapi</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://www.drcemkece.com/icerik/463/bibliyoterapi"  target="_blank">Bibliyoterapi</a></strong></li>
<li><strong><a href="http://www.drcemkece.com/icerik/464/metaforlarla-psikoterapi"  target="_blank">Metaforlarla Psikoterapi</a></strong></li>
</ul>
<p>Dr. Cem KEÇE&#8217;nin web sitesindeki bilgilerle daha açıklayıcı bilgilere ulaşabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.holistikpsikoterapi.org/kisisel-gelisim-ve-kendin-olma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Holistik Cinsel Terapi</title>
		<link>http://www.holistikpsikoterapi.org/holistik-cinsel-terapi/</link>
		<comments>http://www.holistikpsikoterapi.org/holistik-cinsel-terapi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Dec 2010 21:14:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Holistik Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel terapi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Holistik Cinsel]]></category>
		<category><![CDATA[Holistik Cinsel Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.holistikpsikoterapi.org/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[Cinsel terapi; bireylerin cinsellik alanında duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, cinsel ve ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Cinsel işlev bozukluklarından dolayıbozulan ruhsal dengeyi sağlamak, yeniden cinsel eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, cinsel çatışmaları çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.holistikpsikoterapi.org%2Fholistik-cinsel-terapi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p><strong>Cinsel terapi;</strong> bireylerin cinsellik alanında duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, cinsel ve ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Cinsel işlev bozukluklarından dolayı<strong>bozulan ruhsal dengeyi sağlamak</strong>, yeniden <strong>cinsel eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak</strong>, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, <strong>cinsel çatışmaları çözümlemek</strong>, bu çatışmalardan doğan <strong>kaygı ve gerginlikleri azaltmak</strong>, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere<strong>cinsel terapi</strong> diyebiliriz. Bir başka deyişle; cinsel terapi; zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme gücü yetersiz kalan kişilere belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman kişilerce uygulandığı<strong>profesyonel bir yardım hizmeti</strong> sürecidir. Ya da cinsel terapi zihinsel ve duygusal sorunları olan kişilerle zihinsel ve duygusal bağlantı kurularak yürütülen <strong>tedavi etme bilim ve sanatıdır.<span id="more-44"></span><br />
</strong></p>
<p><strong>Cinsel terapist</strong>; cinsel terapi yapan; bireylerle, gruplarla, çiftlerle ya da ailelerle onların cinsel ve ruhsal sıkıntılarına çözüm getirmeleri için işbirliği içinde çalışan kişilerdir. <strong>Hekim, psikolojik danışman, psikolog </strong>veya<strong> sosyal hizmet uzmanı</strong> gibi <strong>ruh sağlığı profesyonelleri</strong> cinsel terapist olabilirler. Cinsel terapist olmak için ilgili lisans eğitimleri alındıktan sonra <strong>ek eğitimler ve süpervizyon</strong> alınmalıdır. Bunun için <strong>klinik</strong> <strong>psikoloji </strong>ya da <strong>psikolojik danışmanlık </strong>alanlarında<strong> lisans üstü eğitim</strong> alınmış olması asgari koşuldur. Bu eğitimler meslek hayatı boyunca devam ederler. Çünkü <strong>cinsel terapi eğitimi lisans eğitimlerinde standart eğitimin parçası değildir. </strong>Bu nedenle bir ruh sağlığı profesyonelinin cinsel terapist olarak hizmet verebilmesi için <strong>cinsellik konusuyla özel olarak ilgilenmesi, çalışmalar yapması ve özel eğitimler alması</strong> gereklidir. Türkiye&#8217;de cinsel terapist eğitimi resmi kurumlar tarafından verilmemektedir, yani “<strong>cinsel terapist</strong>” unvanı verecek resmi bir kurum maalesef yoktur. Ancak bazı gibi sivil toplum kuruluşları tarafından cinsel terapi eğitimleri verilmektedir. En az  <strong>240 saat</strong> ve üzeri katılım gerektiren bu eğitimler uzun, zor ve masraflıdır. Avrupa ve Amerika&#8217;nın bazı eyaletlerinde cinsel terapist olmak için tıp veya psikoloji mezunu olmak gerekmemektedir, yetkili kurumlarınca cinsel terapi eğitimi alarak sınavlarında başarılı olmuş bireyler cinsel terapist olabilmektedirler.</p>
<p><strong>Holistik cinsel terapi </strong>ise; cinsel sorunlar için <strong>bütüncül bir model</strong> sunar. Cinselliğin penis, vajina, cinsel birleşme ve boşalmadan daha fazlası olduğunu savunur. <strong>Bir sanat dalıdır</strong>. Cinsel terapist hangi kuramla çalışırsa çalışsın amaç hep aynıdır; <strong>bireyin kendini mutlu hissetmesini, cinsel yaşamından hoşnut olmasını sağlamak.</strong>Çünkü <strong>cinsellik </strong>insanın en önemli parçalarından biridir ve tutumlarını, duygularını, davranışlarını, beden imgesini, fiziksel sağlığını, değerlerini ve de en önemlisi partner ilişkisi hakkındaki hislerini yoğun bir şekilde içerir. Bu nedenle kişinin bireysel psikopatolojileri (kişilik ve kimlik sorunları), partner ve çift ilişkileri, birey olması, bireysel kalma içgüdüsü ile topluma ait olma çizgisinde kendine bir yer ararken karşılaştığı güçlükler, farklı duygu ve düşüncelerin çatışması, kişiler arası ilişkilerde yaşanan güçlükler; cinsel sorunlara yol açabilir veya cinsel sorunların ağırlaşmasına neden olabilir, hatta cinsel sorunlarının çözümünün önünde engeller yaratabilir. Aynı şekilde cinsel sorunlarda bireysel psikopatolojileri ve çift sorunlarını ağırlaştırabilir, çözümünü engelleyebilir. Bu nedenle <strong>iyi bir cinsel terapistin, klasik cinsel terapi teknikleri</strong>nin yanı sıra <strong>davranışçı, bilişsel, dinamik, varoluşsal, geştalt </strong>gibi <strong>bireysel psikoterapi teknikleri</strong>ni <strong>ve çift terapisi teknikleri</strong>nide çok iyi bilmesi gerekir. Bu nedenle <strong>destekleyici ve eğitime dayalı yoğunlaştırılmış holistik cinsel terapi</strong> yönteminin doğruluğuna inanmaktayız.</p>
<p><strong>Semptom odaklı cinsel terapi</strong> yani <strong>klasik cinsel terapi</strong> daha çok <strong>hatalı davranışçı öğrenmeler</strong> ve <strong>bilişsel çarpıtmalar</strong>dan kaynaklanan cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde kullanılır. <strong>Bilinçdışı çatışmalar</strong>ın ve <strong>kişilik bozuklukları</strong>nın neden olduğu cinsel işlev bozukluklarında ise klasik cinsel terapiye dinamik yaklaşımı da eklemek gerekir. Erkekleri daha çok <strong>narsistik </strong>zeminde kadınları ise <strong>borderline (sınır)</strong> zeminde ele alan ve dinamik yaklaşan cinsel terapist, terapinin her anında kendi kendine şu soruları sormalıdır:</p>
<p>1-<strong>Kendine özgü bir hikayesi ve şu anda kendine özgü zihinsel uğraşları olan, bu kendine özgü hastanın, bu kendine özgü zamanda, bana bu kendine özgü şeyleri söylemesinin ya da yapmasının anlamı nedir?</strong></p>
<p>2-<strong>Böyle davranmasının bilinçli veya bilinçdışı amaçları nedir?</strong></p>
<p>3-<strong>Bunların ardındaki duygu yüklü fantezileri veya korkuları nelerdir?</strong></p>
<p><strong>Erken boşalma, sertleşme sorunları, vajinismus</strong> vb. cinsel işlev bozukluklarında, <strong>eşcinsellik</strong> gibi cinsel kimlik bozukluklarında karşımıza çıkan semptomlar yani belirtiler bazen <strong>Margaret S. </strong><strong>Mahler</strong>’in <strong>ayrılma-bireyleşme süreci</strong> olarak adlandırdığı dönemdeki başarısızlığa bağlı olabilir. Bu başarısızlık <strong>çocuktaki bireyleşme, bağımsızlaşma ve kendini gerçekleştirme eğilimlerinin anne tarafından desteklenmemesi, duygusal terkle cezalandırılması</strong>, dolayısıyla da <strong>çocuğun gerçek bir kendilik geliştirmesinin ketlenmesi</strong> sürecini ifade edebilir. Bu yüzden cinsel terapist hastada gelişmeden kalmış bu süreci tekrar canlandırmak, <strong>kişiye özgü yaratıcı ve benzersiz çözümler bulmak </strong>zorundadır. Yani cinsel terapist <strong>hastanın bireyleşmesini destekleyen gerçek bir kişi </strong>olurken;<strong> patolojik egosunun yıkıcılığıyla da hastasını yüzleştirmesi </strong>gerekebilir. Ama her şeyden önce hasta terk duygularıyla mücadele etmek için baş vurduğu savunma mekanizmalarının kendisine acı verdiğini, onun için yıkıcı olduğunu bir şekilde fark etmiş ve tedaviye ihtiyacı olduğunu anlamış olmalıdır.</p>
<p>Hastalar tedaviye akut veya kronik güçlüklerle başvurabilirler. Akut sorunlar genellikle güncel bir ayrılıkla ilgilidir ve bu dönemde kişi şiddetli bir terk depresyonu içindedir. Terk depresyonu yaşayan bir kişide; <strong>Masterson</strong>’ın <strong>mahşerin 6 atlısı</strong> olarak adlandırdığı; <strong>öfke, depresyon, korku, panik, suçluluk, edilgenlik, çaresizlik, boşluk ve yokluk</strong> gibi duygular yaşanabilir. Kronik güçlükleri olan vakalar ise 20’li yaşların sonundan 40’lı yaşlara kadar değişen bir grupta yer alırlar ve çalışma yaşamı, evlilik ilişkisi ve cinsel yaşamda <strong>kronik tatminsizlik ve çatışmalar</strong> ön plandadır. Şiddetli terk duygularıyla <strong>y</strong><strong>apışma türünde</strong> veyamesafe koymayla<strong> yutulma türünde savunmalar </strong>geliştirebilirler.İşte bu savunmalarla baş etmek için hastanın desteklenmesi gerekir.</p>
<p><strong>Neden destekleyici psikoterapi?</strong> Çünkü her başarılı cinsel terapi hastanın duygusal destek ve ilgi gördüğü istikrarlı bir atmosfer yaratılmasının esas olduğu <strong>destekleyici psikoterapi</strong> özelliklerini taşımalıdır. <strong>Destekleyici psikoterapi;</strong> kişide egonun mevcut savunma mekanizmalarını güçlendirmek, kontrolü sürdürmek ve bir uyum dengesi kurmak için daha etkin mekanizmalar geliştirmek amacıyla uygulanan bir tedavi yöntemidir. Kişinin cinsel hayatında yaşadığı çeşitli <strong>kriz anlarına müdahale, cinsel danışmanlık hizmetleri </strong>ve<strong> cinsel travma sonrası rehabilitasyon çalışmaları </strong>da bu çerçevede ele alınabilir. <strong>Telkin, tavsiye, cesaretlendirme, danışma, güvence verme, ortam değiştirme, yol gösterme, hastayı ikna etme</strong>, <strong>hastanın ilgilerini dış dünyaya yöneltme, </strong><strong>dış çevreye yönelik manipülasyonlar yapma, dış dünyadaki gerçek olayların incelenmesi, duyarsızlaştırma (desensitizasyon), duygusal boşalma teknikleri, hipnoz </strong>ve<strong> ev ödevleri verme </strong>gibi <strong>destekleyici yöntemler </strong>bugün pek çok psikoterapide uygulanan yöntemlerdir. Burada terapist “<strong>yardımcı ego”</strong> rolündedir.</p>
<p><strong>Destekleyici psikoterapide temel amaç; hastanın semptomlarını azaltmak veya ortadan kaldırmak,</strong><strong>gerilemeli tepkileri dengelemek, sıkıntıya sebep olan çevresel faktörleri ortadan kaldırmak veya azaltmak,</strong><strong>mümkün olduğunca istikrarlı ve işlevsel bir yaşam düzeyi oluşturmaktır. </strong>Kişilik yapısında değişiklik yapmak gibi temel bir amaç yoktur. Ayrıca terk depresyonu derinlemesine çalışılmazken; ego işlevlerindeki ve kendiliğin kendini harekete geçirme kapasitesindeki bozuklukları hastanın düzeltmesine yardımcı olunur. Terapistin görevi <strong>hastanın ger­çekliği tam olarak kavramasını sağlamak</strong>tır. Terapist, hastasını ger­çekliği nasıl algıladığı ve onunla nasıl baş etmeye çalıştığıyla ilgili yüzleştirir, böylece daha <strong>bütünsel bir gerçeklik algısı</strong>nı ortaya koyar ve has­tanın bu alternatif algıyla özdeşleşmesini bekler.</p>
<p>Destekleyici terapi daha çok ego fonksiyonları aslında sağlam olan ancak bireyin yaşamını bozan alışılmışın dışındaki stres faktörlerinin söz konusu olduğu cinsel işlev bozukluklarında kullanılır. Bu tür tedavide<strong> çeşitli sınırlamalar getirerek dürtüleri engelleme, savunmaları güçlendirme, olumlu aktarımı sürekli kılmaya çalışma </strong>gibi psikanalizin tersi yöntemler kullanılır. Hasta ve terapist karşı karşıya oturur, asla pan kullanılmaz. <strong>Terapistle hasta arasında</strong> <strong>gerçek bir ilişkinin kurulması</strong> hedef alınır. Her türlü terapide olduğu gibi destekleyici terapinin de temel dayanağı <strong>terapide iş birliği</strong> yani <strong>terapist ile hastanın, mevcut sorunları çözmek için birlikte çalışması</strong>dır. Çünkü<strong>hasta içindeki gücü kendini yok etmek için, kendini hasta etmek için bilinçdışı olarak kullanmaktadır</strong>. İşte bu güç hasta tarafından fark edilirse kendini yeniden var etme, kendini iyileştirme içinde kullanılabilir. Yani ancak hasta cinsel terapistinin bilgilendirmesiyle kazandığı iç görü ile kendine yardımcı olabilir, kendini iyi edebilir, cinsel terapist ise buna vesile olur. Bir başka deyişle <strong>cinsel terapinin amacı hastanın kendisini iyi etmesine yardımcı olma için iş birliği yapmaktır.</strong></p>
<p><strong>Erken boşalma, vajinismus, cinsel isteksizlik, ağrılı cinsel ilişki, orgazm olamama, iktidarsızlık </strong>gibi cinsel işlev bozuklukları, <strong>eşcinsellik</strong> gibi cinsel kimlik bozuklukları, <strong>fetişizm, röntegencilik</strong> gibi cinsel sapkınlıklar; kişinin hayatında, mecazi anlamda, birer <strong>sivrisinek</strong> olabilir. Ayrıca yine <strong>anksiyete, depresyon, takıntılar, uykusuzluk, korku, endişe, panik atak, sosyal fobi </strong>gibi diğer sivrisineklerde kişinin hayatında genellikle vardır. Bu sivrisineklerin ürediği, <strong>içte bir bataklık </strong>vardır. Holistik cinsel terapinin amacı sivrisineklerin neden ortaya çıktığını araştırarak, ruhsal ve cinsel bilgilendirmeler yaparak, hastanın bu bataklığı bulmasına, anlamasına ve kurutmasına yardımcı olmaktır. Bu amaçla holistik manada işin içine dinamik psikoterapiyi de katmak gerekir. <strong>Hastayı dinamik anlamda </strong><strong>2 temele oturtabiliriz. </strong>Bunlar <strong>borderline ve narsistik temeller</strong>dir. Erkek hastalar daha çok narsistik özellikler gösterirken, kadın hastalar ise borderline özellikler gösterirler, tabi aksi bir durumlarda söz konusu olabilir. Borderline temeli daha çok <strong>Masterson</strong>&#8216;a ve daha az olarak <strong>Kernberg</strong>&#8216;e göre formüle ederken; narsistik temeli ise daha çok <strong>Kohut</strong>&#8216;a ve daha az olarak da <strong>Masterson</strong>&#8216;a göre formüle etmek doğru bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p><strong>Hastayı borderline bir zeminde ele aldığımızda;</strong> cinsel işlev bozukluğu ile gelen vakaların cinsel terapisinde iş birliğini kurmak terapinin ilk hedefidir. Çünkü bu kişiler ileri derece de <strong>utanç, suçluluk, bedel ödeme, günahkarlık</strong>gibi duygularla ve diğer gerilemeli tepkilerle terapiye başlarlar. Hasta önce <strong>terapinin etkililiğini ve güvenirliliğini sınama</strong>ya yönelir. Terapistin bu aşamadaki temel teknik amacı <strong>yüzleştirme</strong>dir. <strong>Hastanın eskiden getirdiği savunma mekanizmaları ve davranış kalıplarının nasıl kendisine zarar verdiğinin yüzleştirilmesi</strong> ilk terapi müdahalesini oluşturur. Bu yüzleştirmeler hastanın inkar ettiği çatışmaları bilinçli hale getirir. Bu noktada yüzleştirmelere her şeyden önce eş duyumsal bir noktadan başlanmalı, <strong>hasta ne yaşadığının anlaşıldığını iyice hissetmeli</strong>dir. Terapistin hastayla samimi ilgisini koruması, güvenirliği, yüzleştirmelerinin yerindeliği, hastanın kendisini manipüle etmesine izin vermemesi, hastayı şu ya da bu şekilde kullanmaya girişmemesi de giderek hastanın terapiye olan güvenini pekiştirecek ve terapide işbirliğinin kurulmasını sağlayacaktır.Zamanla hasta <strong>yeni faaliyetlerde bulunmaya, yeni ilgi ve hobiler geliştirmeye yönelir.</strong> <strong>Hastanın bireyleşme dürtüleri</strong> harekete geçmiştir. Terapist hastayla <strong>basit ve sahici bir dostluk ilişkisi</strong>ne girer. <strong>Hastanın yeni ilgileri konuşulur, tartışılır, desteklenir.</strong> İş yaşamında başarı, inisiyatif alma, kendini ortaya koyabilme, iddialı olabilme, becerilerini geliştirme, yenilgi ve başarısızlıklardan ders alıp yeniden deneme vb. “<strong>hayat dersleri</strong>”, sıradan bir erişkinin zaten bildiği şeylerin aktarılmasından ibarettir. Cinsel ilişkilerinde haz veren bir sürecin gelişmesi zaman alabilir ve deneyime dayanır. Terapist <strong>ev ödevleri</strong> vererek gerçek kendiliğin inisiyatif kazanmasına destek olabilir. Yeni faaliyetlere girilmesi ve yeni inisiyatiflerin kazanılması hasta için sancısız bir süreç değildir. <strong>Hasta bir taraftan coşku ve sevinç, bir taraftan korku içindedir.</strong> Hasta giderek yıllarını alan esas sorunun, kendi gerçek kendiliğini anneden ayırma ve ifade etmeye yönelik başlangıçtaki çabalarının anne desteğinden mahrum kalması olduğunu anlamaya başlar. Ortalama 6 ay içinde hastalık kontrol altına alınır. İdeal olarak terapiyi bırakma kararı hastadan gelmeli ve terapist bunu desteklemelidir. Terapist hasta ihtiyaç duyduğunda ulaşılabilir olduğu güvencesini vererek terapiyi sonlandırabilir.Bu tür bir terapi ge­nellikle <strong>hastanın günlük yaşamında çarpıcı bir düzelmeye neden olur ve ilişkilerini düzeltir.</strong> Hastanın gerçekliği kavrayışıyla birlikte kendisini kavrayışı da de­ğişir. Ama altta yatan terk depresyonu hala durmaktadır. Ancak ken­dini tahrip etmeye yönelik savunmalar gerilemiş, <strong>hastanın kendini or­taya koyma kapasitesi</strong> artmıştır. Bu aşamada <strong>her hasta kendine uygun bir yöntem bularak stres dönemlerini aşacak beceriler geliştirme</strong>ye başlar. Bu sayede <strong>hasta yaşama daha fazla uyum gösterme </strong>sürecine girer.Terapist, hasta belli bir uyum düzeyini sağladıktan sonra da, krize girdiği anda geri dönebileceği bir odak olarak kalır.</p>
<p><strong>Hastayı narsistik zeminde ele aldığımızda </strong>ise; yüzleştirmeden ziyade <strong>narsistik zedelenebilirlik</strong> esas olarak ele alınmalı ve yorumlanmalıdır. Narsistik kişiliklerde söz konusu olan <strong>şişmiş sahte kendilik</strong>tir. Şişmiş sahte kendilik yani <strong>kişinin kendini aşırı önemsemesi</strong>, <strong>büyüklenmecilik ve tümgüçlülük;</strong> altta yatan öfke ve depresyona karşı bilinçdışı bir savunmadır. Bu yapıda, <strong>kendiliğin temelinde uygunsuz ve parçalanmış kendini değersiz ve güvensiz hisseden biri vardır</strong>. Narsistik yaşam kişinin kendisinin biricikliği ve mükemmeliyeti üzerine kurulmuştur. Narsistik kişinin yaşamındaki faaliyetler ise; başkalarının beğenisini ve hayranlığını kazanmak için girişilmiş çabalardır. Çünkü narsistik kişilik büyüklenmeciliğini dışarıdan destekleyen insanlara ihtiyaç duyar. Şişmiş sahte kendilik gerçeklikten çok<strong>fantezi</strong>ye dayanır. Masterson narsistik patolojiyi özellikle Mahler’in <strong>alıştırma (practicing) evresi</strong>ne yerleştirme eğilimindedir. Bu dönemde çocuk annenin desteği sayesinde kendini mükemmel hisseder. Ama normal gelişimde bu mükemmeliyetten vazgeçer. İşte narsistik bu aşamada takılıp kalmıştır; mükemmellik <strong>yanılsama</strong>sını korur, zedelenebilirliğini inkar eder. Masterson’a göre narsizim 2 yapıdan ortaya çıkar; <strong>narsistik anneyle özdeşleşme ve narsistik babayla özdeşleşme</strong>.</p>
<p><strong>Narsistik anneyle özdeşleşme</strong>de; anne duygusal olarak soğuk, sömürücü ve narsistiktik. Bu <strong>anneler kendi narsistik ihtiyaçlarını karşılamak için çocuklarından ayrılma ve bireyselleşme ihtiyaçlarını ihmal etmişler, kendi mükemmeliyetlerini aynalayan mükemmel bir çocuğa sahip olmaya çalışmışlardır. </strong>Annenin çocuğa yansıttığı bu mükemmel imgeyle özdeşleşen çocuk annesinin ve kendisinin mükemmel olduğu <strong>yanılsama</strong>sına kapıldığında annesinin ve kendisinin eksikliğini gösteren herhangi bir yetersizlik onda depresyona neden olur. Normal çocuk gelişiminde anne çocuğun ayaklarını yere basmasını sağlamak için yerinde ve yeterli engellemeler sağlarken; narsistik hastaların annesi bu büyüklenmeci çocuk–tüm güçlü annenin bütünleşmesinden oluşan imgeyi korumaya çalışır. Bu <strong>kaynaşmış ortak yaşamsal ilişki</strong> sorunda narsistik erişkin kendiliğini bir çocuk gibi tüm güçlü ve büyüklenmeci olarak algılayacaktır. Aslında bu imgenin ardından anneden ayrılıp bireyleşmeye çalışan öfkeli, yaralanmış, parçalanmış ve yetersiz bir gerçek kendilik vardır.</p>
<p><strong>Narsistik babayla özdeşleşme</strong>de; hasta narsistik <strong>babayla özdeşleşir. </strong>Özellikle duygusal olarak boş ve yanıtsız bir anneyle ilişkide tatminsiz olan çocuk depresyondan ve annesinden kurtulmak için babaya yönelir. Terk depresyona karşı mücadele etmek ve tüm güçlülüğünü korumak için annesiyle ortak yaşamsal imgesini babasına aktarır. Eğer baba narsistik ise o zaman çocuk kendini tüm güçlü babanın bir parçası hisseder ve özdeşleşme yoluyla kendi çocuksu büyüklenmeciliğini korur. Oysa sağlıklı bir baba bu narsistik gelişmeyi sınırlayacaktır.</p>
<p>Narsistik hastanın terapisinde <strong>büyüklenmeci kendilik</strong> ortaya çıkabilir. Hasta mükemmel bir <strong>aynalanma ihtiyacı</strong>yla terapi ortamını idealleştirebilir. Bu nedenle narsistik patolojisinin çözümlemesine giden yol, <strong>narsistik zedelenebilirliğinin</strong> <strong>aynalayıcı yorumlanması</strong>dır.</p>
<p>Kohut&#8217;a göre daha çok <strong>nevroz</strong>larda görülen <strong>yatay yarılma</strong> (<strong>horizonta split</strong>); <strong>bastırma</strong> savunması ile oluşan<strong>bilinç ve di­namik bilinçdışı ayrımı</strong>nı sağlar. Bastırmadan enerjisini alan dinamik bilinçdışı kişiliğin bastırılmış ve dolayısı ile bilinçdışı olan yanlarını barındırır. Bun­lar çatışmaya sebep olan <strong>dürtü ve arzular</strong>dır. Bu anlamda, <strong>dinamik bilinçdışı;</strong> özbenlikle zıtlaşan nesne tarafından travmatize edilen arzuların inkâr sığınağıdır. Jung&#8217;un analitik psikolojisinin ana kavramlarından biri olan <strong>özbenlik</strong>, sonsuzluğu çağrıştıran bir kavramdır. Öyle ki, sonsuz denecek kadar çeşitlilikte ve herkesin gözünün önünde, fakat o derece de gizli ve esrarengiz. Bununla birlikte, tek noktada toplanıp bütünlenen, onsuz olunamayacak bir ana madde, bir cevherdir özbenlik. Kendimizi bütünün bir parçası görüp bu bütünlük ile birleşmenin ilk adımı <strong>kendimizi tanımak ve tamamlamak</strong>tır diyor Jung; çünkü gerçekten sahip olmadığımız bir şeyi başka bir şeye dönüştüremeyiz. Unutmayalım, bildiğimizi sandığımız ego kişiliğimiz bilincimizin merkezidir fakat bilinç ve bilinçdışından oluşan tüm benliğimiz değildir. Jung bütünleşmenin ve bireyleşmenin öneminden bahsederken bu bilinçdışımızdaki özelliklerimizi bilincimize getirmenin öneminden bahsediyordu. Buradaki bütünleşme bilinç ve bilinçdışının bütünleşmesi, bireyleşme ise kendimize ait gerçek doğamızı bulmaktır ve toplum normlarından veya toplumdan uzaklaşma anlamında değildir. <strong>Ancak kendi öz benliğimizi anladıktan sonraki aşama evrendeki her şeyin birbiri ile bağlantılı ve bir bütünlük içinde olduğunu ve kendimizin de bu bütünün bir parçası olduğunu anlamak olabilir.</strong></p>
<p>Kohut psikopato­lojinin kökeninde bir başka yarılmanın da varolduğunu iddia eder. Bu da <strong>dikey yarılma</strong>dır (<strong>vertical split</strong>). Nevrozdan daha ağır patolojilerde görülen bu yarılmanın oluşumundan sorum­lu savunma <strong>inkar</strong>dır. İnkar savunması, bastırmada olduğu gibi bir bilinçli-bilinçdışı ayrımına yol açmaz. Ortadan yarılan bütünün iki parçası da<strong>bilinçli</strong>dir. Ancak bu iki bilinçli parçanın arasında bir köprü yoktur. <strong>İ</strong><strong>nkar savunması kabul edilemez bir şeyin aynı anda hem bilinmesi, hem de bilinmemesini sağlar</strong>. <strong>Dikey yarılma, kişinin ana değer­leri ile çelişkili hareket ve düşüncelere yönelmesinden sorum­ludur.</strong> İnkar savunmasının geçerli olduğu bir kişiliğin zaman zaman ana değerleri ile çelişkili ve tutarsız sapkın davranışlara yöneldiği görülebilir. <strong>Eşcinsellik, fazla miktarda uyuşturucu madde ve alkol kullanma, ensest eğilimler, saldırganlık, adam öldürme, öfke krizleri</strong> gibi farklı formlar dikey yarığın yol açtığı dönüşmüş yapılar olabilir. İnkar savunması kullanan kişi, etrafındakilerin bir çelişki olarak algıladıkları böyle bir durumdan bir rahat­sızlık duymaz. İnkar savunması böyle bir çelişki ve tutarsızlık al­gılamasını engeller çünkü çelişkinin iki tarafını birbirinden ayrı tutar. Örnek olarak başarılı bir genel müdür olan bay K; personeline tacizde bulunurken; dürüstlükten dem vurabilir, sadakatten bahsedebilir ve bunu inanarak söyler. Sanki tacizi yapan o değildir. Bu durumla yüzleştirdiğimizde gülerek olayı değersizleştirebilir, çünkü taciz yapması bilgi olarak vardır, ancak yaptığı eylemin kimlik ve kişiliğine ne kadar aykırı olduğuna dair bilgisi, duygusu veya şuuru yoktur. Ama başkası bu eylemi yaptığı zaman şiddetle itiraz edebilir. Bir başka örnekte ise; Heteroseksüel yaşantı içerisinde eşine sadık, namus bekçisi olan Bay M; internetten tanıştığı birisi ile eşcinsel ilişkiye girebilir, daha sonra sadakatten bahsedebilir, homofobik davranışlara girebilir. Yatay yanılmanın altında kalan arzular bastırma savunma­sı başarılı olduğu sürece bilinçli hale gelmezler; oysa dikey ya­rılmanın kişiliğin ana gövdesinden ayrı tuttuğu inkar edilmiş olanlar belli bir zaman dilimi içinde bütünü ile bilinçli olarak yaşanırlar. Ancak dikey yarılmanın iki yanındaki bilinçlilikler birbir­lerini görmemektedirler.</p>
<p>Kohut&#8217;un ilgi alanı olan <strong>narsissistik kişiliklerin yapısında hem yatay, hem de dikey yarılma bulun­maktadır</strong>. Bu kişiliklerde kişiliğin ana sektöründen inkar savun­ması ile ayrı tutulan <strong>büyüklenme</strong>dir. Kişiliğin ana sektöründe ise<strong>utanç ve küçük düşme duyguları</strong> ve <strong>değersizlik</strong> (<strong>öz-değer mahrumiyet­leri)</strong> bulunur. Kohut&#8217; a göre bu kişiliklerde yatay yarılmanın bi­linçdışı kıldığı alanda <strong>depresyon</strong> ve <strong>ilkel narsissistik gereksi­nimler</strong> mevcuttur. Kohut&#8217;a göre böyle bir kişiliğinin tedavisinin ilk bölümünde, inkar edilen ve böylece kişiliğin ana sektöründen ayrı tutulan parçalar hastaya gösterilir. Bu çalışma uzunca bir süre alır. Bu parçaların kişiye tekrar tekrar gösterilmesi sonucunda, birbirin­den dikey yarık ile ayrı tutulan kişilik bölümleri bütünleşmeye başlar. Dikey yarığın ortadan kaldırılması ile ego kuvvetlenir. Ego’daki bu kuvvetlenme yatay yarığın altında kalanlara yönel­me için önemli bir avantajdır.</p>
<p>Kohut&#8217;un yatay yarık-dikey yarık ikilemine benzer bir kat­kısı <strong>suçlu insan-trajik insan</strong> tanımlamalarıdır. Kohut&#8217;un yatay olarak yarılmış <strong>nevrotik insan</strong> için <strong>suçlu insan</strong> tanımlaması yaptığını görürüz. Zevk peşinde koşan bu insan içsel çatışmalar ve çevresel engellemeler yüzünden arzularını doyuramaz. Dikey olarak yarılmış <strong>trajik insan</strong> önceden belir­lenmiş narsissistik gelişim sürecini çeşitli engeller yüzünden yaratıcı ve doyum verici bir şekilde yaşayamaz. Önceden belir­lenmiş narsissistik gelişim süreci <strong>çekirdek kendilik (nuclear self)</strong> özelliğidir. Çekirdek kendiliğin, yetişkinin kendiliğiyle karşılaştırıldığında ne kadar ilkel kalsa da, özellikle başta annenin olmak üzere ebeveynin zihninde, doğacak çocukla ilgili belirli umut, düş ve beklentilerinin oluşmasıyla sanal olarak başlamış bir gelişimsel sürecin son noktası olup, başlangıçtan itibaren zaten karmaşık bir yapı olduğunu anlarız. İki uçlu yapıda olduğu kavramsallaştırılan çekirdek kendilik ortaya çıkar; arkaik çekirdek<strong> hırslar</strong> bir kutbu, arkaik çekirdek<strong> idealler</strong> diğer kutbu oluşturur. Bu iki kutup arasındaki<strong>gerginlik yayı</strong> çocuğun çekirdek beceri ve yeteneklerini arttırır, gelişmemiş beceri ve yetenekler yavaş yavaş yetişkinlerin kendi olgun kendiliklerinin üretim ve yaratımında kullandıklarına dönüşür. Çekirdek kendilik, gelişim sürecinin önceden belirlen­miş programını içinde barındıran bir tohum gibidir. Bu prog­ram, çekirdek kendiliğin narsissistik gelişiminin üç kutuplu yolunda yürüme planını içerir. Ancak, bu tohumun yeşermesini sağlayacak optimal (bir başka deyişle narsissistik olarak kolaylaştırıcı) bir durumun var olmaması trajik bir sonuca dönü­şür. Narsissistik gelişim sürecinin doğal özellikleri <strong>büyüklenme</strong>­nin ve <strong>yüceleştirme</strong>nin abartılarına dönüşür.</p>
<p>Gerçeği, duyabildiğimiz ve görebildiğimiz tüm unsurlarıyla anlatmaya <strong>bütünlük</strong> diyoruz. Bütünlük kavramını<strong>bütüncül</strong> sözcüğü niteler. Bütüncül sözcüğünün İngilizce’si <strong>holistic</strong>tir ve Türkçe’de <strong>holistik</strong> biçiminde okunur. Evreni iç içe geçmiş katmanlardan oluşan bir modelle anlatan yaklaşıma <strong>holografik model</strong> diyoruz. Holografik, <strong>bütüncül anlatım</strong> demektir ve bu anlamda<strong>bütüncül (holistic) kavramı</strong>nı temel alır. Bütün bilim alanlarında bütüncül yaklaşımlara duyulan ilgi artmaktadır. Bu ruh sağlığı alanı için de geçerlidir.<strong>İnsanı tek bir ekole göre ele alan yaklaşımlar birçok ruh sağlığı sorununun giderilmesinde başarısız kaldığı için terapide bütüncül yaklaşıma başvurularak, var olan ekollerin hasta için en fayda verici tekniklerinin bir arada kullanıldığı yaklaşımlar her geçen gün ağırlık kazanmaktadır</strong>. Yurtdışında bir kısım hekimler tedavilerin etkilerini artırabilmek için bir takım yöntemler uygulamaktadırlar. Bunlardan dikkati çeken birisi de <strong>yoğunlaştırılmış cinsel terapi</strong> çalışmalarıdır. Bu tip uygulama yapan hekimler az sayıda hastayla yoğun bir şekilde çalışarak daha kısa sürede belirli hedeflere ulaşmayı amaçlamaktadırlar. Bu uygulama genellikle ciddi bazı cinsel ve ruhsal rahatsızlıklarda tercih edilmektedir. Özellikle vajinismusta, erken boşalmada, cinsel kimlik bozukluklarında, ağır kişilik bozukluklarında ve cinsel sapmalarda uygulanmaya çalışılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bir cinsel terapi kültürü bulunduğundan ve bu kültürün toplumsal bir kabulü oluştuğundan hasta cinsel terapist ilişkilerinde çok ciddi bir sorun yaşanmamaktadır. Cinsel terapiste müracaat eden hasta şuurlu, bilgili ve amaçlı olarak gelmektedir. Nereye geldiğini, niçin geldiğini ve başına neler geleceğini genel anlamda değerlendirebilecek durumdadır. Dolayısıyla cinsel terapi çalışmalarının uzun süreli ve zahmetli olması sorun yaratmaz. Ülkemizde ise tablo bu şekilde değildir. Cinsel terapi, ülkemizde hem terapistler hem de hastalar tarafından bilinmeyen veya çok az bilinen bir süreçtir. Bireyler cinsel problemlerini ve sıkıntılarını geleneksel bir takım yöntemlerle halletmeye çalışırlar. <strong>Hastalar üfürükçüye, muskacıya, medyuma, mezar ziyaretine, kurşun dökmeye, nazar savuşturmaya yönelirler</strong>. Bu şartlarda cinsel terapi denen ve konuşarak sürdürülen bir tedavi şekli nasıl mümkün olacaktır? <strong>Terapist ne yapacaktır da hasta fayda görecektir?</strong> Yani Türk insanı terapistten radikal çözüm beklemektedir. Bu nedenle Türk insanının temel beklentilerine cevap vermeye yönelik çalışmalar yapma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. İnsanımız kısa sürede bir takım değişimler beklemekte, ücretini ödediği tedavi programının işe yaradığına ve yarayabileceğine kısa sürede inanmak istemektedir. Beklemeye tahammülü yoktur. Bu nedenle de erken boşalmaktadır. Acelecilik bilinçdışı erkeği erken boşalmaya programlar. <strong>Hasta doğru yerde olduğundan, doğru şeyi yaptığından ve hastalığının orada düzeleceğinden emin olmak istemektedir</strong>. Bu da onun en doğal hakkıdır.<strong>Destekleyici ve eğitime dayalı yoğunlaştırılmış holistik cinsel terapi</strong> sürecinde bu taleplerinin gerçekleştirilebileceği gösterilir ve buna inandırılırsa, tedaviye olan inanç artmakta, tedavi işbirliği devam etmekte ve tedaviyi terk etme oranı çok azalmaktadır.</p>
<p><strong>Terapide nasıl bir süreç yaşanır?</strong></p>
<p><strong>1-İlk Görüşme:</strong> Danışanın başvurduğunda şikayetlerinin dinlenerek, terapistin ona yardım olup olamayacağına karar verdiği ilk görüşmede; <strong>terapinin çerçevesi çok net olarak çizilir</strong>. Yani terapinin şartları, ücreti, randevu takvimi gibi konularda danışan ve terapist bir mutabakata varır ve bir terapi kontratı yapılır. Danışana terapi süreci hakkında bilgi verilir. <strong>Süreçte mevcut sıkıntıların artabileceği, daha kötü olabileceği ama bu süreci yaşamak zorunda olduğu anlatılır. Yaşadıklarının bir kader olmadığı vurgulanır.</strong></p>
<p><strong>2-Değerlendirme Görüşmeleri</strong></p>
<p><strong>3-Hücum Tedavisi</strong></p>
<p><strong>4-İdame Tedavisi</strong></p>
<p><strong>5-Derinliğine Çalışma</strong></p>
<p><strong>6-Ayrılma Süreci</strong></p>
<p><strong>7-Otoanaliz</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.holistikpsikoterapi.org/holistik-cinsel-terapi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinsel Terapi</title>
		<link>http://www.holistikpsikoterapi.org/cinsel-terapi/</link>
		<comments>http://www.holistikpsikoterapi.org/cinsel-terapi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Dec 2010 21:10:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Holistik Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel terapi]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel terapim]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.holistikpsikoterapi.org/?p=40</guid>
		<description><![CDATA[Neden bazı insanlar cinsel anlamda mutsuzken diğerleri mutludur? Neden bir insan cinsellikten haz alırken diğeri haz almaz? Neden bir insan cinselliği yaşarken korku ve kaygı doluyken bir başkası inanç ve güvenle doludur? Neden bir insan cinsellikte çok büyük başarılar kaydeder de diğeri baş aşağı yuvarlanır? Neden bir insan cinsellikte dahiyane işler yaparken diğeri ne denli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.holistikpsikoterapi.org%2Fcinsel-terapi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Neden bazı insanlar cinsel anlamda mutsuzken diğerleri mutludur? Neden bir insan cinsellikten haz alırken diğeri haz almaz? Neden bir insan cinselliği yaşarken korku ve kaygı doluyken bir başkası inanç ve güvenle doludur? Neden bir insan cinsellikte çok büyük başarılar kaydeder de diğeri baş aşağı yuvarlanır? Neden bir insan cinsellikte dahiyane işler yaparken diğeri ne denli isterse istesin doğru dürüst bir iş beceremez? Neden bir kadın mutlu bir evlilik yapmışken kız kardeşi mutsuz ve bahtsız bir evlilik yaşar?</p>
<p>Bilinciniz ve bilinçdışınızın bir yerlerinde bu sorulara cevap bulabilir misiniz? Kesinlikle evet! <strong>Doyurucu bir cinsel yaşama sahip olmak kişinin elindedir. </strong>Bunun için öncelikle cinsellik hakkındaki önyargı ve saplantıları aşmak şart. Cinselliğe bakış açımızı değiştirmeden sağlıklı bir cinsellik yaşamamız mümkün değil. İşte bu gereklilikten yola çıkarak yeni bir kavram: <strong>&#8220;Cinsel Terapi&#8221;<span id="more-40"></span><br />
</strong></p>
<p>Cinsel terapi, genellikle 3 hafta veya 3 ay içinde düzelebilen rahatsızlıklar olan cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde kullanılan bir psikoterapi türüdür.</p>
<p><strong>Cinsel Terapi Nedir?</strong></p>
<p>Cinsel terapi; bireylerin cinsellik alanında duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, cinsel ve ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Cinsel işlev bozukluklarından dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, yeniden cinsel eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, cinsel çatışmaları çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere <strong>cinsel terapi</strong>diyebiliriz. Bir başka deyişle; <strong>cinsel terapi</strong>; zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme gücü yetersiz kalan kişilere belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmeti sürecidir. Cinsel terapi zihinsel ve duygusal sorunları olan kişilerle zihinsel ve duygusal bağlantı kurularak yürütülen tedavi etme bilim ve sanatıdır. <strong>Cinsel terapist</strong>; cinsel terapi yapan; bireylerle, gruplarla, çiftlerle ya da ailelerle onların cinsel ve ruhsal sıkıntılarına çözüm getirmeleri için işbirliği içinde çalışan kişilerdir. Hekim, psikolojik danışman, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı gibi ruh sağlığı profesyonelleri cinsel terapist olabilirler. Cinsel terapist olmak için ilgili lisans eğitimleri alındıktan sonra ek eğitimler ve süpervizyon alınmalıdır. Bunun için klinik psikoloji ya da psikolojik danışmanlık alanlarında lisans üstü eğitim alınmış olması asgari koşuldur. Bu eğitimler meslek hayatı boyunca devam ederler. Çünkü cinsel terapi her uzmanlık eğitiminde standart eğitimin parçası değildir. Bu nedenle bir ruh sağlığı profesyonelinin cinsel terapist olarak hizmet verebilmesi için cinsellik konusuyla özel olarak ilgilenmesi, çalışmalar yapması ve özel eğitimler alması gereklidir. Türkiye&#8217;de cinsel terapist eğitimi resmi kurumlar tarafından verilmemektedir, yani “<strong>cinsel terapist</strong>” unvanı verecek resmi bir kurum maalesef yoktur. Ancak <strong>Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği – CİSED</strong> gibi sivil toplum kuruluşları tarafından cinsel terapi eğitimleri verilmektedir. En az  240 saat ve üzeri katılım gerektiren bu eğitimler uzun, zor ve masraflıdır. Avrupa ve Amerika&#8217;nın bazı eyaletlerinde cinsel terapist olmak için tıp veya psikoloji mezunu olmak gerekmemektedir, yetkili kurumlarınca cinsel terapi eğitimi alarak sınavlarında başarılı olmuş bireyler cinsel terapist olabilmektedirler.</p>
<p>Danışan ve terapist arasında karşılıklı ilişki ve iletişimi kullanan bir takım uygulamaları içeren cinsel terapide dolaylı olarak cinsellikte iyilik sağlamaya çalışılır ve çiftlerin yatakta performans seyircisi değil oyuncu olmaları sağlanır.</p>
<p><strong>Psikoterapi Nedir?</strong></p>
<p><strong>Psikoterapi</strong> danışana telkin, ikna, davranışı ve kişiliği değiştirme yolları ile yardım ve iyileştirme demektir. Psikoterapi yapan kişilere &#8220;<strong>terapist</strong>&#8221; denilir. Psikoterapi alan kişiye &#8220;<strong>danışan</strong>&#8221; denilir.</p>
<p>Cinsel terapi programı, cinsellik alanında kendini geliştirmiş, eğitim almış ve vaka tecrübesi olan sağlık profesyonelleri tarafından uygulanabilir.</p>
<p>Cinsel terapide öncelikle cinsel işlev bozukluklarının kişinin iç dünyasındaki bir çatışmadan mı kaynaklandığı, yoksa kişiler arasındaki bir çatışmanın etkisiyle mi oluştuğu araştırılır. Çünkü cinsel işlev bozuklukları sosyokültürel baskılar, cinsellikle ilgili bilgi eksikliği, önemli bir psikiyatrik hastalığın bir sonucu, çarpıtılmış ve olumsuz düşüncelerimiz veya basit bir stres durumundan kaynaklanabilir.</p>
<p>Cinsel terapi süreci danışanların cinsel sorunlarını ve bunların temelinde yatan kişisel deneyleri anlamalarını, kendi sorunlarının kaynağına inmelerini ve bu şekilde kendi kendilerine yardımcı olmalarını sağlar.</p>
<p>Cinsel terapiye ihtiyacı olanlar genellikle çocukluk döneminde kişilik gelişiminde aksaklıklar yaşayan ve erişkin dönemde de içlerinde bu izleri taşıyan kişilerdir.</p>
<p>Cinsel terapiye baş vuran çiftlerde davranışçı ve bilişsel psikoterapi, çift terapisi ya da evlilik terapisi teknikleri birlikte kullanılmalıdır. Bu sayede en yüksek başarıya ulaşılır.</p>
<p>Cinsel terapiye başlamadan önce danışanlara çok yönlü multidisipliner bir muayene, tetkik ve değerlendirme yapılmalıdır.</p>
<p>Cinsel soruna yol açan faktörler tespit edildikten sonra çifte cinsel terapi uygulanabiliyor, nefes ve gevşeme egzersizleri öğretiliyor. Kadın ya da erkeğin iç dünyasında bastırılmış olan ruhsal çatışmalar ön planda ise tıbbi tedaviyle birlikte yoğun bireysel psikoterapi öneriliyor.</p>
<p>Seanslar sırasında edinilmesi sağlanan yeni bakış açısının gerçek cinsel hayata nasıl aktarılacağı konusunda danışanlara &#8220;<strong>ev ödevleri</strong>&#8221; verilir. Danışanların özgün sorunlarına ve çiftlerin kişilik özelliklerine uygun ev ödevlerine örnek olarak; vajinismusta vajinanın kasılmasını engelleyici kademeli ödevler, erken boşalmada, boşalma kontrolünü sağlayan ödevler, cinsel istek bozukluklarında ise isteği artırıcı ödevler vb. verilebilir. Çünkü danışanların cinsel sorunlarını analiz etmesi bu sorunlarını çözdükleri anlamına gelmez. Sorunlar esas olarak cinsel egzersizler, mastürbasyon veya fiili cinsel ilişki içinde çözümlenebilir.</p>
<p>Ev ödevlerinin yapılmasını engelleyen kaçınma davranışlarının altında otomatik düşüncelerin yattığı unutulmamalıdır. Cinsellikle ilgili olumsuz düşünceler bazen o kadar alışkanlık haline gelir ki, aklımızdan geçip gittiklerinin farkına bile varamayız. İşte bu yüzden onlara &#8220;<strong>otomatik düşünceler</strong>&#8221; denir. Otomatik düşünceler genellikle üzüntü, suçluluk, kaygı, öfke gibi cinsellikle ilgili negatif düşüncelerdir. Cinsel terapide danışanlara işte bu negatif düşüncelerden kurtularak hayata nasıl daha uyumlu bir bakışla yaklaşabilecekleri öğretilir. Bu süreçte, danışanlar gevşeme, güven duyma, konuşma, dokunma, aşk oyunları, kendilerine güvenme ve kendi bedenleriyle barışık olma, cinsel hayatlarındaki problemlere çözüm üretebilme ve hızlı bir iyileşme göstermelerini sağlayacak bir &#8220;<strong>kendine yardım tekniği</strong>&#8221; konusunda bilgilendirilirler ve kendilerini geliştirirler.</p>
<p><strong>Cinsellikte 10 Altın Kural</strong></p>
<p><strong>1-Konuşmak,</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>2-İdeal ortam,</p>
<p>3-Dokunma ve okşama</p>
<p>4-Aşk oyunları,</p>
<p>5-Ön sevişme,</p>
<p>6-Kendini tanıma ve kendinle barışık olma,</p>
<p>7-Güven,</p>
<p>8-Partnere karşı sevgi ve saygı,</p>
<p>9-Rahatlık ve gevşeme,</p>
<p><strong>10-Utanç duygusundan kurtulma.</strong></p>
<p>Cinsel terapide danışanların yukarıdaki 10 altın kurallara göre cinsel yaşantıları gözden geçirilir. Nerede eksiklik veya sıkıntı varsa o madde üzerinde daha uzun süre durulur. Sonuçta; cinsel haz vererek veya alarak uyarılmayı öğrenme, erotik materyaller ile cinsel arzuyu ve tutkuyu besleme, yatak odası dışında da hoş, nazik veya sevecen olabilme, cinsel terapide sürecinde danışanlara öğretilmektedir.</p>
<p><strong>Cinsel Terapilerin Gelişim Öyküsü</strong></p>
<p>Cinsel terapilerin gelişimi cinsel işlev bozukluklarına yaklaşım biçimleri, tedavi şekilleri, tedaviden alınan sonuçlar ve sorunların kaynağına bakış açısına göre üç dönemde ele alınabilir:</p>
<p><strong>1-Geleneksel Cinsel Terapi:</strong> Bu dönemde tedavide psikoanalitik yöntemler kullanıldı. Cinsel sorunun ruhsal ve insani kaynaklarına inmeye çalışıldı. Tedavinin odağında birey vardı. <strong>Freud, Wilhelm Reich</strong> bu dönemin önemli bilim adamlarıdır.</p>
<p><strong>2-Masters ve Johnson Dönemi:</strong> Bu dönemde tedavide cinsel işlev bozukluklarının türüne özgül teknikler kullanıldı. Cinsel sorunun dış belirtilerini giderme yoluna gidildi. Tedavinin odağında sorunlu çift ve çiftin ilişkileri yer almıştır. ABD&#8217;de <strong>Masters ve Johnson</strong>, İngiltere&#8217; de ise <strong>Martin Cole</strong> tarafından uygulamalı bedensel cinsel terapi bu dönemde ortaya atılmıştır. Örneğin empotans yani iktidarsızlıkta bütün insan davranışlarının öğrenilmiş, sonradan edinilmiş davranışlar olduğu, ve tıpkı öğrenildikleri gibi &#8220;unutulup&#8221; bir yana da atılabilecekleri varsayımından hareketle penisin sertleşmesi ve orgazma ulaşılmasını sağlayacak egzersizler uygulanır. Bu tür cinsel terapi genellikle 2-3 haftalık bir programdan oluşmaktadır.</p>
<p><strong>3-Modern Cinsel Terapi:</strong> Bu dönemde cinsel terapistlerin bireysel psikoterapi ve aile terapileri konularında da deneyimli olmaları gereği ortaya konulmuştur. Ayrıca üroloji, jinekoloji, psikiyatri, nöroloji, halk sağlığı, endokrinoloji gibi farklı disiplinlerin ortak sorumluğu da vurgulanmıştır. Tedavinin odağında duruma göre hem birey hem de sorunlu çift vardır.</p>
<p><strong>Cinsel Terapide Genel İlkeler</strong></p>
<p>—Cinsel terapinin <strong>ilk görüşmesinde cinsel birleşme yasaklanır</strong>. Bu sayede çiftlerin cinsel birleşmenin kaygısı olmaksızın yakınlık ve haz almaları hedeflenir.</p>
<p>—Ayrıntılı bir <strong>cinsel öykü</strong> alınır.</p>
<p>—Eşduyum yani empati yapabilmek, ilgilenmek karşı tarafı anlamak ve tanımak için gereklidir.</p>
<p>—Yan tutmamak ve yargılamamak cinsel terapide çok önemlidir.</p>
<p>—Öğrenme becerileri, eğitim, destek, öneri ve iç görü üzerinde çalışılır.</p>
<p>—Esnek olmak, basma kalıp kural ve uygulamalara bağlı olmamak gerekir.</p>
<p>—Danışanlara gerçekte hasta olanın cinsel ilişki olduğu ve bireylerin hasta olmadıkları yönünde telkinde bulunulur.</p>
<p><strong>Cinsel Terapide İlk Görüşme</strong></p>
<p>İlk görüşmeler çok önemlidir. Tam bir <strong>değerlendirme</strong> yapılmalıdır. Terapist, önce danışanlarla ayrı ayrı görüşür. Bu görüşmelerde, geçmiş cinsel yaşam özellikleri, mastürbasyon, eşli cinsel etkinlikler, ilk cinsel birleşme deneyimi, sürekli cinsel ilişkiler, kişinin yaşam boyu cinsel yanıtları açısından incelenir. Bireylerin genel sağlık durumu, geçirilmiş veya sürekli hastalıkları, kullandığı madde ve/veya ilaçlar sorgulanır. Sonra, cinsel sorunun ne zaman ve ne şekilde başladığı, nasıl değişiklikler gösterdiği, o güne kadar olan tedavi girişimleri ve bunların sonuçları incelenir. Ayrıca cinsel doyum veya kişilik testleri yapılır. İlk görüşmede danışanlar ve terapist arasında güven duygusunun gelişmesi terapinin devamı ve başarısı açısından çok önemlidir.</p>
<p><strong>Cinsel Terapi Teknikleri</strong></p>
<p><strong>1-Davranışçı Teknikler</strong></p>
<p>—Cinsel yanıtı anlamak için cinsel eğitim ve cinsel bilgilendirme konularını da içeren cinsel danışmanlık,</p>
<p>—Performans kaygısını azaltmak, partnerin cinselliğini öğrenmek, cinsel birleşme dışındaki cinselliğe odaklanmak, iletişimi artırmak için duyumsal keşif,</p>
<p>—Kendi cinselliğini öğrenmek ve kaygıyı azaltmak için kendini uyarma yani mastürbasyon egzersizleri,</p>
<p>—Kaygının azaltılması için nefes, gevşeme ve rahatlama egzersizleri,</p>
<p>—Özellikle erken boşalmada uygulamak için dur-başla tekniği,</p>
<p>—Daha ileri davranışçı yöntemler.</p>
<p><strong>2-Bilişsel Teknikler</strong></p>
<p>—Zihni meşgul eden düşünceleri uzaklaştırmak, cinsel haz ve yakınlığa odaklanmak için duyumsal keşif veya zihinsel odaklanma,</p>
<p>—Sistematik duyarsızlaştırma tekniği,</p>
<p>—Anksiyetenin azaltılması için düşünce durdurulması veya dikkatin başka yöne çevrilmesi,</p>
<p>—Cinsel tutumların yeniden uyarlanması.</p>
<p><strong>3-Çift Terapisi Teknikleri</strong></p>
<p>-Duygusal ilişkilerde altta yatan işlevsizliği tanımak için çiftlerin iletişimine yardım etme ve iletişimin artırılması,</p>
<p>—Yakınlığın artırılması,</p>
<p>—Çatışmaların çözümü,</p>
<p>—İlişkideki diğer sorunlu konuların çözümü.</p>
<p><strong>4- Bireysel Psikoterapi Teknikleri</strong></p>
<p>—Cinsellikle ilgili kendilik imajının değişimi,</p>
<p>—İkna,</p>
<p>—Cinsellik ve/veya yakınlık ile ilgili ikili duyguların çözülmesi,</p>
<p>—Telkin,</p>
<p>—Eşle ilgili ikili duyguların anlaşılması,</p>
<p>—Empati,</p>
<p>—itiraf,</p>
<p>—Depresyon veya anksiyetenin tedavisi,</p>
<p>—Güvenceler verme vb.</p>
<p><strong>5-Diğer</strong></p>
<p>—Cinsel öykü yazma tekniği,</p>
<p>—Bibliyoterapi yani danışana yararlı olabilecek kitap, cd vb. önerme,</p>
<p>—Grup toplantıları,</p>
<p>—Flört dönemini yeniden yaşama,</p>
<p>—Hipnoz,</p>
<p>—Atılganlık eğitimi,</p>
<p>—Ayıp sözler ve eylemler tekniği,</p>
<p>—Narkosentez vb.</p>
<p><strong>Cinsel Terapi Kaç Seanslar</strong></p>
<p>Genellikle ortalama <strong>10 seans</strong>lık bir tedavi programı hazırlanır. Fakat cinsel terapinin süresi ve gidişi terapiste ve kuramlara göre değil, danışanların gereksinmelerine göre ayarlanır. Bu nedenle <strong>süreler uzayabilir veya kısalabilir</strong>. Her seans ortalama 1 saattir.</p>
<p><strong>Cinsel Terapinin Kullanıldığı Yerler</strong></p>
<p>Cinsel terapi, erken boşalma, iktidarsızlık, cinsel isteksizlik, orgazm problemleri, vaginismus, cinsel tiksinti bozuklukları, disparoni, satiriasis, nemfomani vb. cinsel işlev bozuklularının tedavisinde kullanılır.</p>
<p><strong>Cinsel Terapide Başarı</strong></p>
<p>Tedavini başarısında uygulanan yöntemin ve terapistin profesyonel becerisi, çok vaka görmesi kadar çiftin tedaviye uygunluğunun, düzelme isteği ve çabasının rolü vardır. Cinsel terapide başarılı olmanın yolu önce kendimizi ve partnerimizi iyi tanımaktan geçiyor. Kişisel isteklerimizi ve ihtiyaçlarımızı doğru tanımlayıp gerçek cinsel kimliğimizi ortaya koyduğumuzda mutlu bir cinsel yaşamına sahip olma şansımız artacaktır. Yaşadığımız ilişkilerde bizi çıkmaza sokan cinsel güvensizlik ve korkularımızı keşfedip onlarla yüzleşerek bunu bir sorun olmaktan çıkartabiliriz.</p>
<p><strong>Cinsel Terapinin Avantajları</strong></p>
<p>—Cinsel işlev bozuklukları geçmişteki gibi ilkel yöntemlerle ve cahilce geçiştirilen bir olgu olmaktan çıkarak daha bilimsel ele alınmaya başlanmıştır.</p>
<p>—Çift ya da evlilik terapileri ile birlikte yapıldığında en yüksek başarı elde edilen cinsel terapi ile cinselliğin utanılacak bir sorun olmaktan çıkmıştır.</p>
<p>—Cinsel terapi cinsel birleşme olmayan yeni evliler, gebe vajinismus hastaları gibi bazı özel durumlar dışında, acil değildir. Çiftin genel yaşamının uygun olduğu, cinsel yaşamlarına odaklanabilecekleri herhangi bir zamanda yapılabilir.</p>
<p><strong>Cinsel Terapinin Dezavantajları</strong></p>
<p>—Cinsel terapi süreci, danışanların cinsel yaşamlarında normal koşullarda kimseyle paylaşmayacakları sırlarını anlattıkları özel ve yapay bir dönemdir. Ama ironik olarak terapistin danışanların cinsel yaşamlarının tüm ayrıntılarını öğrenmesi ve cinsel yanıtlarda istenen değişiklikleri sağlamak için farklı cinsel davranışlar önermesi için gereklidir. Bu da doğal olmayan bir süreçtir.</p>
<p><strong>Cinsel Terapi Hakkında Bilinmeyenler</strong></p>
<p>—Erkeklerde cinsel dürtü ve davranışları etkileyen androjenler cinsel terapi ile artış göstermektedir.</p>
<p>—Cinsel terapi giderek daha çok hastanın başvurduğu bir psikoterapi yöntemdir.</p>
<p><strong>Cinsel Terapide Temel Sorunlar</strong></p>
<p>Ülkemizde cinsel terapi ve tıbbi eğitim çabaları son zamanlarda belirli bir saldırıya uğradı. Bu saldırılar yalnızca tutucu otoritelerden değil, cinsel sağlık üzerinde tekel oluşturduklarını düşünen bir takım tıp adamlarından da geliyor.<strong>Böyle bir kin ve düşmanlık nasıl açıklanabilir?</strong> Bu acayip suçlamaların arkasında yatan güdü nedir? Kuşkusuz, çoğu zaman terapistler varsayımlarına üzülmekle kalmıyor, aynı zamanda görebildikleri kadarıyla zorunlu gereksemeleri ve sorunları da karşılamaya çalışıyorlar ve bu yaklaşım <strong>genelde halk tarafından desteklendikçe doğrulanmasına gerek kalmıyor</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.holistikpsikoterapi.org/cinsel-terapi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EFT</title>
		<link>http://www.holistikpsikoterapi.org/eft/</link>
		<comments>http://www.holistikpsikoterapi.org/eft/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Dec 2010 20:55:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Holistik Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[eft]]></category>
		<category><![CDATA[eft psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[eft türk]]></category>
		<category><![CDATA[eft turkey]]></category>
		<category><![CDATA[eft türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.holistikpsikoterapi.org/?p=35</guid>
		<description><![CDATA[EFT, Stanford’lu bir mühendis, Gary Craig tarafından geliştirilmiş bir enerji tekniğidir ve adını “Duygusal Özgürlük Teknikleri” anlamına gelen “Emotional Freedom Technique” in baş harflerinden alır. Çinliler 5000 yıldır enerji sistemini, meridyenleri ve bunun sağlık üzerine etkisini zaten biliyor ve başarıyla kullanıyorlar. Şimdi doğunun bilgi birikimi batının analitik yaklaşımıyla sentezlenerek sadeleştirildi ve herkesin kısa sürede öğrenerek kendi başına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.holistikpsikoterapi.org%2Feft%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>EFT, Stanford’lu bir mühendis, Gary Craig tarafından geliştirilmiş bir enerji tekniğidir ve adını “<strong>Duygusal Özgürlük Teknikleri</strong>” anlamına gelen “<strong>E</strong>motional <strong>F</strong>reedom <strong>T</strong>echnique” in baş harflerinden alır. Çinliler 5000 yıldır enerji sistemini, meridyenleri ve bunun sağlık üzerine etkisini zaten biliyor ve başarıyla kullanıyorlar. Şimdi doğunun bilgi birikimi batının analitik yaklaşımıyla sentezlenerek sadeleştirildi ve herkesin kısa sürede öğrenerek kendi başına rahatlıkla uygulayabileceği pratik teknikler haline getirildi. <strong>EFT </strong>Çin tıbbındaki enerji meridyenleri ile batının kinesyolji ilminin çok başarılı bir sentezidir. EFT’yi akupunktur, akupressure gibi tekniklerin iğnesiz yapılan bir versiyonu olarak da değerlendirebiliriz. Hatta <strong>psikolojik bir masaj tekniği</strong> olarak da görebiliriz. Aynı enerji meridyenleri kullanılarak yapılan akupunktur tedavisine çok benzemektedir. Bu teknik fiziksel ve duygusal rahatsızlıkları tedavi etmekte kullanılır. Akupunkturden farkı iğnelerin kullanılmamasıdır. İğneler yerine, belirli bir problemi düşünürken kafanıza veya göğsünüze parmak uçlarınızla yapılan kısa ve hafif vurmalardır. Bunun amacı belli meridyenlere kinetik enerji akışını sağlamaktır. Kişinin düşündüğü olay erken boşalma, sertleşme sorunu, travmatik bir olay, bir bağımlılık veya ağrılar olabilir. Bu vurma işlemleri yapılırken kişi olumlu ifadeleri de dile getirmelidir. İşin sırrı buradadır. Vurma işlemleriyle bu olumlu ifadelerin bir arada kullanılması, vücudun bioenerji sisteminden kısa devrelerin duygusal engellerin temizlenmesini sağlar. Bu duygusal engeller kişinin aklının ve vücudunun dengesini bozuyor olabilir. Bu yüzden bu engellerin ortadan kalkması kişinin ideal sağlığına ulaşmasında ve fiziksel hastalıklarının iyileşmesinde çok önemlidir.<span id="more-35"></span></p>
<p><strong>EFT, </strong>erken boşalmanın gerekse ağır ruhsal sorunların, günlük streslerin, bağımlılıkların, korku, kaygı, öfke, endişe, acı, üzüntü, <strong>suçluluk gibi olumsuz duyguların</strong>, uyku düzensizlikleri, sınav heyecanı, güvensizlik, yersiz korku gibi problemlerin ortadan kaldırılmasında kullanılan ve kişinin kendi kendine uygulayabileceği çok özel bir yöntemdir. <strong>“Bu erken boşalma sorunuma rağmen, kendimi tamamen ve derinden kabul ediyorum ve onaylıyorum”</strong> cümlesinde gizli EFT; her tür duygusal ve zihinsel sorunun birkaç dakika veya birkaç gün gibi çok kısa bir zaman içinde ortadan kaldırılması için kullanılır,  parmak uçlarıyla bedendeki bazı akupunktur noktalarına dokunulması yoluyla uygulanan bir enerji çalışmasıdır. Temel prensibi, <strong>ifade edilmemiş her tür olumsuz duygunun</strong> kişinin enerji bedeninde tıkanıklıklar veya aksamalar oluşturması, bu nedenle düzgünce akamayan enerjinin zihinsel, duygusal ya da bedensel rahatsızlıklara yol açmasıdır. EFT sürecinin gerekleri yerine getirilerek, enerji kanallarının uç noktalarına uygulanan hafif vuruşlar ile bu tıkanıklıklar açılır ve enerji dengelenir. Böylece, olumsuz duygular ortadan kalkar, yerine olumlu düşünce ve inançlar yerleşir. Alınan sonuçlar hızlı ve kalıcıdır. Örneğin, EFT ile erken boşalmalı hastaların cinsel ilişki öncesinde yaşadıkları endişe, korku veya kaygıların ortadan kaldırılması, mastrübasyon ödevlerini yaparlarken heyecanlarının giderilmesi, özgüvenlerinin geliştirilmesi, olumsuz anılarının veya travmalarının yarattığı zihinsel ve duygusal etkilerin ortadan kaldırılması mümkün olmaktadır.</p>
<p>Bundan binlerce yıl önce Çin’deki Shaolin rahiplerin bulduğu ve kullandığı enerji meridyenlerinde akışın bozulması, durağanlaşması, hatta bloke olması pek çok hastalığa neden olmaktadır. Bu inanca göre, bedenimizdeki enerji dengesizlikleri pek çok rahatsızlığın oluşmasında tetiğe basmaktadır. <strong>Gary Craig</strong> isimli Stanford mezunu bir mühendisin geliştirdiği EFT’yi kısaca iğnesiz akupunktur, benzersiz bir duygusal egzersiz olarak da tanımlayabiliriz. Nasıl ki bir kan dolaşım sistemimiz ve lenf dolaşım sistemimiz var, aynı şekilde enerjilerin aktığı ve artık biyo-enformasyon teknolojileri ile bunların görüntülenebildiği, milivolt cinsinden ölçülebildiği bir de enerji sistemimiz var. Bütün fiziksel olaylar neden oldukları duygu ve düşünceler nedeni ile bu sistemi etkileyebildiği gibi, iç ve dış etkenler nedeni ile ürettiğimiz duygu ve düşüncelerimiz de fiziksel sonuçlar oluşturabiliyor. İşte, bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için EFT, kolay uygulanabilen, hemen herkesin öğrenebileceği bir enerji psikolojisi tekniğidir.</p>
<p>EFT’de <strong>problemlerimizi kabul edip onaylamakla işe başlıyor</strong>, bir yandan da parmak uçlarımızla bu enerji meridyenlerimizin uç noktalarına küçük dokunuşlarla akupres uyguluyoruz. Böylece enerjimiz tekrar düzgün bir şekilde akmaya başlıyor, bir anlamda donup kalan bilgisayara reset atılmış gibi taze bir başlangıç yapıyoruz. Size aşağıdaki resimlerle bu noktalar da özet olarak gösterilmiştir. Güzelce okuyup uygulayabilirsiniz.</p>
<p>EFT tekniğini öğrenmek için iki temel alan vardır. Vurma noktaları ve tekniği ve pozitif ifadeler. Bu alanlar ve bazı gelişmiş EFT tekniklerini ilerleyen bölümlerde bulacaksınız.</p>
<p>Temel EFT sırası çok basittir ve genellikle hastalarımın bunu öğrenmesi sadece bir kaç dakikalarını alır. Vururken öğrenilmesi gereken ilk şey vurma işlemini parmaklarla yapmaktır. Parmak uçlarında birçok sayıda akupuntur meridyeni vardır. Böylelikle sadece vurulan noktadaki enerji meridyenleri kullanılmakla kalmaz aynı zamanda parmak uçlarındaki noktalar da değerlendirilmiş olur. Genellikle EFT tekniği işaret ve orta parmakların uçlarıyla yapılır. Sadece bir eli kullanmak yeterli olacaktır. İstenilen el kullanılabilir. Çoğu vurma noktası vücudun iki tarafında da mevcuttur. Bu yüzden hangi elin seçildiğinin bir önemi yoktur. Hatta kişi vururken bile elini değiştirebilir. Ayrıca 2 parmaktan daha fazlası da kullanılabilir. Ne kadar çok parmak kullanılırsa o kadar çok akapuntur noktası kullanılmış olur. Vuruşlar sağlam olmalıdır fakat can acıtmamalıdır. Aşağıda belirtilen noktalara vurulurken, 5 ila 7 kere vurulmalıdır. Gerçek sayı çok da önemli değildir. Ama vuruş  sayı bir nefes alış verişinde bitmelidir. Tam bir nefes alıp verme devri içersinde belirtilen noktalardan birine vurulması çok yararlı olacaktır. Vurma noktalarının vücudun yukarsında başlayıp aşağısında doğru ilerlediği her zaman akılda tutulmalıdır. Bu kişinin ezberlemesini kolaylaştıracaktır. Ama gene de sıra çok önemli değildir. Bütün noktalara vurulduğu sürece sıranın bozulması çok da önemli değildir. Ama yukarıdan aşağıya doğru yapılması hatırlamayı  kolaylaştıracaktır.</p>
<p><strong>Vuruş Noktaları</strong></p>
<p><strong>—</strong>Kaş ucu: Kaşın başladığı, altındaki kemiğin burun ile birleştiği nokta.</p>
<p><strong>—</strong>Göz yanı: Gözün dış köşesindeki kemiğin üzerindeki nokta.</p>
<p><strong>—</strong>Göz altı: Tam karşıya bakarken gözbebeğinin iki buçuk santim altındaki kemiğin üzerindeki nokta.</p>
<p><strong>—</strong>Burun altı: Burnun hemen altındaki, dudak üstünde orta nokta.</p>
<p><strong>—</strong>Çene: Çenenin alt sınırı ile alt dudağın ortasındaki nokta.</p>
<p><strong>—</strong>Köprücük kemiği: Köprücük kemiği ile ilk kaburganın göğüs kemiği ile birleştiği nokta. Tam olarak göğsün ortasındaki kemiğin üst bölümündeki “U” şeklindeki boşluktan aşağı iki-üç santim kadar inip sağa/sola iki-üç santim gidince bulunan noktadır. Bu nokta kemik üzerindedir. Kravat takılıyorsa, kravatın iki ucu yaklaşık bu noktalara rastlar.</p>
<p><strong>—</strong>Kol altı: Koltuk altında, biraz aşağıda bulunan nokta. Erkeklerde meme ucu hizasında, kadınlarda ise sutyenin kol altına dönen bölümünün ortasında bulunan noktadır.</p>
<p><strong>—</strong>Başparmak tırnağı köşesi.</p>
<p><strong>—</strong>İşaret parmağı tırnağı köşesi.</p>
<p><strong>—</strong>Orta parmak tırnağı köşesi.</p>
<p><strong>—</strong>Küçük parmak tırnağı köşesi</p>
<p><strong>—</strong>Karate kesme noktası: Bilek kemiği ile küçük parmağın dibi arasında, elin etli kısmında tam ortadaki nokta. Karate kesme hareketi yaparken kullanılan yerin ortasındadır.</p>
<p><strong>—</strong><strong>Dokuz gamut noktası</strong>, elin üst tarafında, küçük parmak ile yüzük parmağından aşağı inilerek kemiklerin üçgen yaptığı yerde, üçgenin alt köşesindeki noktadır. Bu noktaya sürekli vurarak göz hareketleri yapılır ve başın hiç oynatılmamasına dikkat edilir. Bu basamak ilk vuruş serisi tamamlandıktan sonra, beynin işlevlerini canlandırmak, harekete geçirmek için yapılır.Başı sabit tutarken ve el üzerindeki dokuz gamut noktasına sürekli vururken:</p>
<p><strong>—</strong>Gözlerinizi  açın.</p>
<p><strong>—</strong>Gözlerinizi kapayın.</p>
<p><strong>—</strong>Gözleriniz açıp sağa, en aşağıya bakın.</p>
<p><strong>—</strong>Sola en aşağıya bakın.</p>
<p><strong>—</strong>Saat yönünde, gözlerinizle çizebileceğiniz en büyük çemberi çizin. Burnunuzu çok büyük bir saatin merkezine yapışmış gibi düşünün ve üzerindeki her rakamı mutlaka görmeye çalışın.</p>
<p><strong>—</strong>Aynı şeyi saatin ters yönünde yapın.</p>
<p><strong>—</strong>İki saniyeliğine “İyi ki doğdun &#8230;..” melodisini mırıldanın. Daha doğrusu, şarkıyı ağzınız kapalı, ama ses çıkararak söyleyin.</p>
<p><strong>—</strong>Hızla birden beşe kadar sayın.</p>
<p><strong>—</strong>İki saniyeliğine “İyi ki doğdun &#8230;..” mırıldanın.</p>
<p>Derin bir nefes alıp, verin.</p>
<p>Bu sırayı izlemeye dikkat edin, göz hareketlerinin sırası değişse de, son üç adımı mutlaka belirtilen sırayla yapın. Burada beynin önce sol lobu, sonra sağ lobu ve yine sol lobu harekete geçirilir.</p>
<p>Vuruş serisini bedenin diğer tarafındaki noktalarla,  aynı sırayı izleyerek tekrarlayın. Derin bir nefes alıp, verin.Duyguların yoğunluğunu yeniden değerlendirin. Bu adımda inişler veya çıkışlar yaşanabilir. Yeniden ilk vuruş serisi ile devam edin. Her sefer onaylama cümlesine “geriye kalan” diye ekleyin:</p>
<p>“Erken boşalmaya karşı duyduğum geriye kalan öfkeme rağmen, &#8230;&#8230;..”</p>
<p>“Erken boşalmadan geriye kalan pişmanlığıma rağmen, &#8230;&#8230;..”</p>
<p>“Hala erken boşalacağım korkusu duymama rağmen, &#8230;&#8230;.”</p>
<p>“Her ne kadar kendime karşı acımasızsam da…..”</p>
<p>“Her ne kadar yine kendimi yargılıyorsam da “</p>
<p>“Yine kendime ne kadar aptalsın dediysem de..”</p>
<p>“Yine kendime ne kadar değersizsin dediysem de..”</p>
<p>“Yine kendime ne kadar beceriksizsin dediysem de..”</p>
<p>“Yine kendime ne kadar işe yaramazsın dediysem de..”</p>
<p>“Yine kendime ne kadar hiçbir şeyi doğru yapamıyorsun dediysem de..”</p>
<p>“Kendime bir işi beceremiyorsun dediğim zaman kendime kızıyorsam da&#8230;”</p>
<p>“Yine erken boşalıyorsam da”</p>
<p>“Her ne kadar eşimin sesini beynimde hissediyorsam da….”</p>
<p>“Erken boşalmanın nereden kaynaklandığını bilmiyorsam ve kaynağını öğrenmek istiyorsam da…”</p>
<p>“Erken boşalmayı gençlik yıllarımda mastürbasyon yaparken öğrendiysem de, artık bana yararı yok ve kendim hakkında iyi düşünmeyi seçiyorum…”</p>
<p>“Erken boşalmadan kurtulmak bana huzur verecek.. “ vb.</p>
<p>Camlar ve saatler mekanik ve elektromagnetik olarak EFT&#8217;yi etkileyebilir. Bu yüzden vurma işlemine başlamadan önce saat, bilezik ve yüzükler çıkarılmalıdır.</p>
<p>EFT’yi günde 10 kere tekrarlamak, kişinin bu teknikten maksimum yararlanmasını sağlar. Eğer kişi bunu ayna karşısında yapmayı başarabilirse yararı daha da fazla artacaktır. Çünkü enerji aynadan yansıyarak EFT vuruşlarına derin bir sinerji katacaktır. Hatta toplum içindeyken kişinin bir elini kullanması ve belirtilen noktalara hafifçe dokunup 5 saniye boyunca orada tutarak problemi düşünmesi ve ifadeleri tekrarlaması da yeterli olacaktır.. Tek yapılması gereken EFT’yi kullanırken kişinin “elimden gelenin en iyisini yapıyorum” demesidir. Ayrıca kişi kendini devamlı olarak mükemmel olmamaktan dolayı affetmeyi unutmamalıdır.</p>
<p>EFT; bir enerji psikolojisi tekniğidir. Türkçemizde <strong>Duygusal Özgürlük Tekniği</strong> olarak adlandırdığımız bu teknikten yaşamınızın her alanında, hatta cinsel problemlerinizi çözmekte de yararlanabilirsiniz.</p>
<p>Şimdi basit bir şekilde cinsel sorunlarda EFT nasıl yapılabilir, olumlama cümleleri nasıl kullanılabilir anlatmaya çalışalım:</p>
<p><em>Öncelikle;</em></p>
<p><strong><em>Probleminizi tanımlayın</em></strong><em>; bu tanımlamaları aklınızdan geçtiği gibi yapın, kibar olmaya çalışmayın. Kendi cümleleriniz kurun. En iyisi bunları bir kâğıda önceden beraberce yazın. Arzu ederseniz baştan ayrı ayrı da çalışabilirsiniz. Her iki tarafında problem nedeni ile birbirine duyduğu öfke ve diğerini kırabilecek tanımlamaları varsa, önce bunları ayrı ayrı temizleyebilirler. Hepimiz biliyoruz ki, olumsuz durumlara; <strong>ÖFKE, KIZGINLIK, HAYAL KIRIKLIĞI, NEFRET, ÜZÜNTÜ, PİŞMANLIK, KENDİNİ GÜÇSÜZ HİSSETME, SEVGİSİZLİK HİSSİ</strong> eşlik edebilir. Öyle öfke duyarsınız ki, karşınızdakini paralamak bile gelebilir içinizden. Bütün bunlar normal ve insanca duygulardır. Ama bu olumsuz duygularımızı temizlemeden, hatta çiftler birbirini <strong>AF etme</strong>den başlanan çalışmalar bir parça da kısır döngüye girebilir.</em></p>
<p><em>Ama unutmayınız ki erken boşalma örneğinde olduğu gibi, pek çok problem, eşlerin ortak sorunudur, baştan ayrı çalışılsa bile daha sonra mutlaka beraberce çalışılmalı, <strong>EŞLER BİRBİRİNİ OLUMLAMALIDIR</strong>.</em></p>
<p><strong><em>PROBLEMİ KABUL ETMEK VE KENDİMİZİ OLUMLAMAK, KENDİMİZE VERECEĞİMİZ EN GÜZEL HEDİYEDİR.</em></strong></p>
<p><strong><em>Daha sonra her problem cümlemizin sonuna “buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum, bu problemimi olduğu gibi kabul ediyorum” şeklinde bir ekleme yapacak ve size şemada gösterdiğimiz noktalara parmak uçlarınızla küçük vuruşlar (akupres) yapacaksınız.</em></strong></p>
<p><em>Erken boşalma çoğu zaman sadece erkeğin problemi kabul edilir ve bunu çözmesi gereken de o olduğu için kadınlar genelde bu süreçte pasif kalır. Oysaki cinsel birleşme için bir çift gereklidir ve aslında bu problem sadece erkeği değil partnerini de mutsuz eder. Ancak sorunun kökleri genelde erkeğin düşünce sistemi içerisinde yer aldığından sadece ilaçlar, jeller, spreyler ile çözüme de ulaşılmaz. EFT’nin güzelliği de buradadır.Olayı duygusal ve düşünce bazında temizleyip çözmemize yardım eder. Önce erkek kendi kendine ya da terapisti ile EFT çalışmalıdır. Daha sonra kadın ve erkek birleşme öncesi beraberce erken boşalma üzerine EFT yapabilirler. Bu dokunuşlar çiftin arasında ister istemez oluşmuş olan gerginliği ve olumsuz duyguları da temizleyecek ve arındıracaktır. Birlikte EFT yapmak çok da güzel bir empati çalışmasıdır. Unutmayınız sözler sesli olarak söylenmese de düşüncelerimiz aynen cep telefonu sinyalleri gibi birbirimizi etkiler. Bu durum hakkında gerçek duygularınızı söylemekten çekinmeyiniz, eğer çiftler arasında yaşanmış olaylar var ise birbirinizi AF etmeniz gerektiğini de unutmayınız. Yaşamınızda bu erken boşalma durumuna paralel başka olumsuzluklar var ise bunlar için de EFT yapmalısınız. Yani erken boşalmanın da bir öncesi olabilir, bunu göz ardı etmeyiniz. Unutmayınız yatakta olan problemler bazan gün boyu yaşadıklarınızın da yansıması olabilir. Tüm olumsuz düşüncelerimizi önce olumlamalar ile kabul etmeli, sonra çözümlemeliyiz. <strong>PROBLEMİN KABULU ÇÖZÜMÜN ANAHTARIDIR.</strong> Eğer erkek tek eşli değilse ve her partneri ile bu durumu yaşıyor ise EFT çalışmasını yalnız da yapabilir. İşte size örnek olabilecek bazı EFT olumlama cümleleri:</em></p>
<p><strong><em>Erkeğin ağzından;</em></strong></p>
<p><em>İlk erken boşalmayı ne zaman, nerede, kim ile yaşadınız, ne hissettiniz ona göre bir olumlama cümlesi oluşturun. O anının olumsuz duygusunu temizlemelisiniz önce.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Ayşe ile ilk birleşmemizde ben erken boşaldım ve kendimi çok kötü hissettim buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“İlk gecemizden beri bu durum böyle, oysaki daha önce böyle bir sorunum yoktu, buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Şeker hastalığı erken boşalmaya neden olur demişlerdi, benim de şekerim var ve bu durumu düzeltemem diye düşünüyorum buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Erken boşalıyor ve eşimi mutlu edemiyorum buna rağmen kendimi sevmek ve onaylamak istiyorum.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Şu halimle kendimi sevdiğimi söyleyemem, kendimden utanıyorum hatta, ama bu durumu çözmek, zevk almak ve aldırmak istiyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Eşim beni tecrübesiz ve beceriksiz görüyordur diye düşünüyorum buna rağmen bu durumu olduğu gibi kabul ediyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Her seferinde kendimi kontrol etmeye çalışıyorum ama içeri girmemle boşalmam bir oluyor bu durumu olduğu gibi kabul ediyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—“</em></strong><em>Eskiden performansım ile öğünürdüm, şimdi bu işe not verseler sınıfta kalırdım diye düşünüyorum, buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Ayşe ile ilk beraber oluşumda benim tüfek hemen ateş aldı, onun yüz ifadesinin değişmesi ve memnuniyetsizliğini belli etmesi aklımdan gitmiyor. Ayşe ile yaşadığım bu deneyime rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Kendimi bu erken boşalma yüzünden beceriksiz ve yalnız hissediyorum, buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—“</em></strong><em>Ben doğru olmayan ilişkiler yaşadım şimdi erken boşalmanın bana ceza olduğunu düşünüyorum, buna rağmen kendimi artık af ediyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Leyla’nın ahı tuttu diye düşünüyorum onunla beraberken sevişmelerimiz ne kadar uzun ve doyurucuydu, şimdi şipşak erkenden geliveriyorum, buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Çok heyecanlanıyorum, kıpkırmızı oluyorum ve kendimi tutamıyorum, o kadar hazırlanıyorum güzel bir sekse ama her şeyi berbat ediyorum, buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Sanki yatakta olan biteni herkes biliyor ve benimle dalga geçiyor gibi geliyor buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“İşlerimde berbat, çeklerim senetlerim geri dönüyor, tek zevkimden de bu erken boşalma yüzünden zevk alamaz oldum buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Depremden bu yana ben bu sorunu yaşıyorum, sanki tam birleşme anında deprem olacakmış gibi korkuyorum buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Ayşe depremden bu yana sanki görev yapar gibi isteksizce benimle oluyor, ben de erkenden boşalıyorum buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Kullanmadığım jel sprey kalmadı ama bu geciktiriciler hiç işe yaramıyor, penis ucum çok hassas o yüzden erken boşaldığımı düşünüyorum, buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Ayşe’nin daha evvel de hayatında erkekler olduğunu biliyorum, hep beni diğerleri ile karşılaştırıyor gibi geliyor, buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Bu Ayşe’de hiç yardımcı olmuyor kendimi bir şişme bebekle seks yapıyor gibi hissediyorum, hemen boşalıyorum, buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.</em></p>
<p><strong><em>Kadının ağzından;</em></strong></p>
<p><strong><em>—“</em></strong><em>Ali hemen boşalıyor, ben ne olup bittiğini bile anlamaya fırsat bulamıyorum buna rağmen kendimi ve Ali’yi seviyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—“</em></strong><em>Aslında bu durumu ben o kadar sorun etmiyorum ama Ali nerede ise bunu erkekliğin sonu gibi görüyor buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Ben ona herşeyin yoluna gireceğini söylüyorum ama bu sözüme bile tepki gösteriyor buna rağmen bu durumu olduğu gibi kabul ediyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Eh, o kadar çapkınlık yaparsa küçük Ali’nin de pili böyle çabuk biter diye düşünüyorum, buna rağmen bu durumu iyileştirebileceğimizi biliyor ve onu AF ediyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Anladık erken boşalıyorsun, ama daha sonra benimle ilgilenmeye devam edip beni doyuma ulaştırabilirsin, beni pat diye bırakman hiç hoş olmuyor, buna rağmen seni anlamaya çalışıyor ve seviyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Erken boşaldıktan sonra tekrar cinsel birleşme çabasına girmen beni daha da hırpalıyor, buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Depremden beri ben zaten cinsel birleşmeden zevk almıyorum buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Erken boşalman dünyanın sonu değil, bunu beraberce aşabiliriz diye düşünüyorum. Beraberliğimizin giderek daha iyi olmasını diliyor ve istiyorum.”</em></p>
<p><em>Son olarak; EFT dokunuşlarının en temel içgüdülerimizden olan ncinsel birleşmeden daha fazla doyum elde etmenize yardımcı olacağını göreceksiniz. Fiziksel nedeni olmayan libido azalmalarında da EFT yi ateşleyici olarak kullanabileceğinizi unutmayınız. İzleyeceğiniz yol şöyledir:</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>Probleminizi tanımlayın.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>Ne zaman başladı, nerede başladı, ne hissettiniz, neden olduğunu düşünüyorsunuz, bu problemde KİM yer alıyor bunları tekrar düşünün, hatta yazın ve daha sonra, ………………… problemime rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum diyerek EFT uygulayınız. Kalıp şöyle;</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>Üzerinde çalışacağınız problemin sizi rahatsız etme derecesini kabaca belirleyin ve buna 0–10 arası bir not verin. (10 en yüksek)</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>Problem cümlenizi buraya koyun &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. Buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyor, kendimi olduğu gibi kabul ediyorum.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>Fotoğrafta vuruş noktalarını görüyorsunuz.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>Bunlardan daha fazla EFT vuruş noktaları da vardır.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>Başınızın tepe noktasından başlayarak, nazikçe işaret parmağınızın etli kısmı ile her noktada en az 7–8 vuruş yaparken olumlamanızı devamlı tekrarlayın.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>En az 3 kez söyledikten sonra kısaltmalar yapabilirsiniz.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>Baştan aşağı, 2–3 kez vuruşlarınızı yaptıktan sonra derin nefes alıp verin.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>Sonra tekrar derecelendirmenizi yapın. Baştan 9 verdiğiniz bir problemin sizi rahatsız etme derecesi 3–4 puan düşmüşse, azalan duygunuza, hala bir miktar rahatsızlık duymanıza rağmen diyerek tekrar birkaç evre daha çalışın.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>Derecelendirmeniz 2 puanın altına indi ya da sıfırlandı ise, deneyimlere hazırsınız demektir.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>Aldığınız notlardaki tüm korku ve olumsuz duyguları birer birer çalışarak temizleyiniz.</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>Bir süre sonra pek çoğunun kendiliğinden yol olduğunu da göreceksiniz.</em></p>
<p><em>EFT’yi stres gibi başka problemlerinizde de olumlama cümlenizi değiştirerek ve gene noktalarınıza parmak uçlarınızla vurarak uygulayabilirsiniz.</em></p>
<p><strong><em>Örnek Vaka</em></strong></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Başım çatlayacak gibi ağrıyor buna rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Cadı kadın bana gene lafları sokuşturdu gitti, buna rağmen kendimi olduğu gibi kabul ediyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“Canım öyle bir şuruplu tatlı çekiyor ki, bu aş ermelerime rağmen kendimi seviyor ve onaylıyorum.”</em></p>
<p><strong><em>—</em></strong><em>“İşyerimdeki amirim gene önüme bir yığın iş yığdı, buna rağmen kendimi seviyor ve kabul ediyorum gibi.”</em></p>
<p><em>Eşler, önce kendi üzerlerinde çalıştıktan sonra EFT’yi birbirlerine de uygulayabilirler. Son olarak size kısaca vermeye çalıştığım ipuçları ile EFT’yi de kullanarak çözüme ve mutlu bir yaşama ulaşacağınıza inanıyorum.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Türkiye&#8217;nin İlk ve Tek EFT Masterı ve Eğitmeni</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Dr. İnci ERKİN</p>
<p><a href="http://www.eftturkey.com/"  target="_blank">www.eftturkey.com</a></p>
<p>Adres: 1392 Sokak No:5 AKAY Apt. Kat:1 Alsancak / İzmir / Türkiye 35220</p>
<p>Telefon: (+90)(232) 422-0365</p>
<p>Fax: (+90)(232) 464-0146</p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.holistikpsikoterapi.org/eft/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Metaforlarla Psikoterapi</title>
		<link>http://www.holistikpsikoterapi.org/metaforlarla-psikoterapi/</link>
		<comments>http://www.holistikpsikoterapi.org/metaforlarla-psikoterapi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Dec 2010 20:34:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Holistik Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[holistik]]></category>
		<category><![CDATA[Metaforlar]]></category>
		<category><![CDATA[Metaforlarla Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.holistikpsikoterapi.org/?p=31</guid>
		<description><![CDATA[“İnsan, var olduğu günden bu yana sürekli olarak, içinde bulunduğu evreni tanımaya çalışmış, ancak bu çabası içinde en az tanıyabildiği varlık yine kendisi olmuştur. Bunun nedeni ise, en gelişmiş canlı olan insanın, yine insan tarafından incelenmiş olmasıdır.” Engin Geçtan Hikâye, öykü, anekdot veya mecazlara metafor denir. Danışanın dikkatini toplamak için sürpriz, şok, şüphe, şaşkınlık, kafa karışıklığı, saklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.holistikpsikoterapi.org%2Fmetaforlarla-psikoterapi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>“İnsan, var olduğu günden bu yana sürekli olarak, içinde bulunduğu evreni tanımaya çalışmış, ancak bu çabası içinde en az tanıyabildiği varlık yine kendisi olmuştur. Bunun nedeni ise, en gelişmiş canlı olan insanın, yine insan tarafından incelenmiş olmasıdır.”</p>
<p>Engin Geçtan</p>
<p><strong>Hikâye, öykü, anekdot</strong> veya <strong>mecaz</strong>lara <strong>metafor</strong> denir. Danışanın dikkatini toplamak için sürpriz, şok, şüphe, şaşkınlık, kafa karışıklığı, saklı anlamları kullanma, soru sorma, sözcük oyunu, mizah, hikâye ve anekdot teknikleri kullanılabilir. <strong>Tedavi edici her metaforun bir yapısı ve gizli planı olmalıdır</strong> ve genellikle bir sürprizle bitmelidir. Bazı metaforları yavaş bir ritim ile tekrar tekrar anlatarak <strong>bilinçli bir hipnoz hali</strong> (Ericsonian Hipnoz) yaratılabilir. Yani<strong>terapist hipnoz yapmadığında bile hipnoz yapan bir insan olmalıdır</strong>. Gizli telkinleri çeşitli hikâye, öykü, anekdot veya mecazların içine gizlice yerleştirerek vermeye <strong>metaforlarla psikoterapi </strong>denir. Böylece hastada bilinçdışı bir direnç geliştirmeden değişim sağlanmış olur. Çünkü şaşırtıcı ve hastanın tüm dikkatini toplayıcı özellikler taşıyan metaforlar, terapist tarafından yerinde ve zamanında kullanılırsa; danışanın ruhuna hitap edebilir, kendi metaforunu yaratmasına ve hayatını değiştirmesine yardımcı olabilir. Yani <strong>danışan değişime zorlanmamalıdır</strong>. Metaforlarla psikoterapi konusunda dünyanın en tanınmış terapistlerinden biri olan <strong>M. Erickson</strong> bu konuya şu şekilde dikkat çekmiştir: “Psikoterapide ilk anlamanız gereken şey; danışanın düşüncelerini değiştirmeye zorlamamanız gerektiğidir. Danışanınızın düşüncelerini değiştirmeye zorlamaktansa o düşünce ile birlikte yol alınız (o düşünceye eşlik ediniz) ve danışanınızın düşüncelerini kendi isteğiyle değiştirmesine olanak sağlayan durum ve fırsatlar yaratınız.” Ayrıca Erickson “eğer siz yapmazsanız ben yaparım” diyecek kadar terapide aktiftir. Çünkü terapist sadece dinleyen, konuşan ya da telkin veren kimse değil gerektiğinde organize eden, yaparak gösteren iyi bir rehberdir. Bu konuda M. Erickson; “psikoterapide tüm yaptığınız ilk önce hastanızın dünyasını örneklemek, sonra hastanın dünyasına örnek olmaktır.” demektedir.<span id="more-31"></span></p>
<p>Jeffry Zeig, metaforları kullanmanın değerini şöyle açıklamıştır:</p>
<p>—<strong>Metaforlar tehdit etmez</strong>. Bilinçdışı fikirlere, kelimelere, telkinlere ve cümlelere direnç gösterebilir ama hikâyelere direnç göstermesini bilmez. Bir atasözüne yanlış fikirleri de savunsa genellikle kimse karşı çıkmaz ya da çıkmayı akıl etmez. Böyle bir alışkanlığımız yoktur.</p>
<p>—<strong>Metaforlar telkinleri hoş hale getirir</strong>. Acı bir ilacı daha tatlı olan başka bir şeyle veya şekerlemenin içine koyarak daha kolay yutabiliriz. Bunun gibi bazı telkinlerde anekdotların içine yerleştirilebilir.</p>
<p>—<strong>İnsan metaforlardan sonuç çıkarma eğilimindedir</strong>. Metaforlardan telkini kişi kendisi çıkarmış olur. Böylece telkinin sırf telkin olmasından dolayı karşılaşılabilecek direnç daha baştan kırılmıştır.</p>
<p><strong>—Metaforlar değişime karşı insandaki doğal direnci bypass eder.</strong></p>
<p><strong>—Metaforlar ilişkileri kontrol etmede kullanılabilir.</strong></p>
<p><strong>—Metaforlar danışanı daha esnek hale getirebilir.</strong></p>
<p><strong>—Metaforlar danışanda şaşkınlık (konfüzyon) yaratarak telkine daha açık ve hazır hale gelmesine yardımcı olur.</strong></p>
<p><strong>—Metaforlar fikirlerin ve telkinlerin hatırlanabilirliliğini arttırır.</strong></p>
<p>Metaforlar ile danışanın aklına kendi tecrübelerini getirmesi amaçlanır. Çünkü danışan kendisini iyileştirecek aklı, düşünceyi ve iç görüyü kendi üretebilir. <strong>Terapist bu süreçte bir rehberdir, yol gösterendir, içteki gücü harekete geçerin bir katelizatördür</strong>.</p>
<p>Metaforlar sayesinde danışanlar aynı kavramlar hakkında değişik yorumlara rahatlıkla ulaşabilir. Böylece psikoterapi sürecinde danışanlara aktif bir görev verilmiş olur. Ayrıca danışanlar her metafordan kendilerine özgü anlamlar çıkarırken terapist için eşsiz bir değeri olan kendi psikolojik yapılarını da ortaya koyarlar. M. Erickson; “bir insanın kendi kardeşi hakkında düşünmesini istiyorsanız, en iyi yol, kendi kardeşiniz hakkında bir anınızı ona anlatmaktır” derken, seanslarda terapistin kendi anılarından bahsederek gizlice danışanın algılarına etkide bulunmanın önemine dikkat çekmiştir. Benzer şekilde metaforlar bir fikrin hatırlanabilme ihtimalini yükseltir.</p>
<p>Metaforlarla psikoterapinin tanınmış isimlerinden ve M. Erickson’un öğrencilerinden olan Prof. Dr. Sidney Rosen; bu terapi yaklaşımının çok etkili olduğu konusunda şu önemli açıklamayı yapmaktadır:</p>
<p>—Terapi yeniden çerçevelemenin önemini vurgular.</p>
<p>—Patoloji üzerine odaklanmaktansa sağlık ve şifa üzerine odaklanır.</p>
<p>—Hastalığın başlangıcına odaklanmaktansa terapinin amaçlarına odaklanır.</p>
<p>M. Erickson’a göre psikoterapi; <strong>iyi fikirlerin, kötü fikirlerle yer değiştirmesidir</strong>. Metaforlarla psikoterapi sürecinde, danışanın anlatılan metaforda kiminle özdeşim kurduğu, danışanın verdiği tepkiler ve içsel durumu çok önemlidir.</p>
<p>Erickson’a göre psikoterapi ortamında <strong>danışanın ihtiyaç duyabileceği her türlü kaynak bilgi ve değişim gücü, danışanın özgeçmişinde ve içinde mevcuttur</strong>. Örneğin aşağıdaki metaforda <strong>avukat karakteri</strong>, ikircikli duyguları ve davranışları, mücadele ve kaçışı, farkındalığı, içgörüyü, inanmayı ve başarmayı, çaresizliği ve umudu temsil etmektedir. Metaforu dinleyen danışan, avukat ile özdeşim kurmuşsa muhtemelen metaforda avukatın içsel çatışmalarından kurtulması ve kendi kaderini yeniden yazması yolundaki engelleri aştığını görecek, sevinecek ve bu sevinme seans sonrası davranışlara yansıyacaktır. Çünkü M. Erickson’a göre insanlar hasta ve sorunlu iken bile kendileri için en iyi tercihi yapmışlardır. <strong>Hastalık belirtileri, danışanların kendi tercihleridir</strong>, bu tercihler bilinçli ya da bilinçdışı yapılabilir. Terapist, danışanın seçeneklerini arttırmanın yollarını aramalıdır.</p>
<p>Metafor içindeki gizli telkinler, terapistin duraklama, oturma pozisyonu veya ses tonunun değiştirilmesi şeklindeki etkilerle de güçlendirilmelidir. Ayrıca terapist danışanın vücut hareketleri ve nefes alışı başta olmak üzere her türlü mimiğine ve tepkisine dikkat etmelidir. Bir mataforu dinlerken danışan herhangi bir sıkılma belirtisi göstermesi bilinçdışı için önemli noktaya gelindiğini gösteren önemli bir ipucu olabilir. Çünkü bilincin algılayamadığı jest ve mimikleri bilinçdışı sorgulamadan algılar. Yine aşağıdaki metaforda geçen “ben ne demek istediğinizi anladım” gibi kelime ve kavramlar bilinçli olarak kullanılmıştır. Böylece seans sırasında bu kelimeleri algılayan danışanın bilinçdışına gizli telkinler gönderilmiştir.</p>
<p><strong>Örnek Vaka: Barış</strong></p>
<p>Barış, porno bağımlısı olan bir hastaydı, fetiş nesne olarak kadın ayaklarına ilgi duyuyordu. Babasının ölümünden sonra fetiş ve porno bağımlılığını dengelemek için aşırı derecede dine yönelmişti. Yemek yeme, uyuma haricinde namaz kılıyor, dini kitaplar okuyordu. Bu durum okul hayatını çok olumsuz bir şekilde etkiliyor, ailesini endişeye sürüklüyordu. Aşağıda metaforlarla değişim yapmaya çalıştığımız bir seanstan kısa bir kesit sunulmuştur. <strong>Dini inancı olan ama içki de içen bir avukat metaforu</strong> Barış’a sunularak <strong>bilişsel yeniden yapılandırma</strong> yapılmaya çalışılmıştır.</p>
<p>Barış: Babam vefat etti. Aslında sıkıntılı geçen, karabulut gibi geçen bir yıl değildi. Babanın vefat etmesi, babayı kaybetmek çok üzücü bir durumdu. Babamı seviyordum, hani bir şeyler değişti hayatımda; namaza başlamam, dine yönelmem, hani daha düzgün olayım niyetiyle birçok karar verdim.</p>
<p>Dr. Keçe: Aslında senin bütün tepkin babana idi. Babanın yanlışlarının karşısına dini koydun doğal olarak, ona sığındın. Baba olmayınca dine sığındın. Her ne kadar onu modellesen de, bazı şeylerini kabul etmedin. Özellikle annene davranışlarından dolayı, onu suçladın ve baba gibi olmamak için, daha güçlü bir kuruma ihtiyacın vardı. Daha güçlü bir ahlaki yapıya ihtiyacın vardı. Bunu da sana din verecekti. Peki, ben sana bir şey soracağım. Mesela alkol alan bir adam, alkolik olan bir adam ne yapar? Bu adam aynı zamanda inançlı da. Yani, perşembe akşamı hariç, ramazan ayı hariç her gün içiyor. Yani, ne yapıyor bu adam? İnancına ters davranmıyor mu?</p>
<p>Barış: Davranıyor tabi.</p>
<p>Dr. Keçe: “Cezamı ben çekerim” diyor. O zaman şöyle bir soru soruyorum bu arkadaşa. “Eğer inanıyorsan gerçekten, alkol aldığında cehennemlikte olacağını biliyorsun değil mi?” “Evet” diyor. “Eğer cehennemde yanacaksan, cehennem kütüğü olacaksan, bunu niye alıyorsun? Ya inandığın gibi ol ya da olduğun gibi inan. Çünkü sen alkol aldığın zaman sen cehennemlik olduğunu biliyorsun. Cehenneme gideceksen, bundan da eminsen, cehennemin kötü bir yer olduğunu sen tarif ediyorsun, o zaman bir problem, bir çelişki yok mu?” diyorum. “Mesela inanmayan adam daha kolay içki içer. En azından içki içtiği boğazına düğümlenmez. Rahat olur. Sen hem içinde korku yaşıyorsun hem de içiyorsun” diyorum. “Evet, içiyorum ama elimden gelmiyor” diyor. “Peki, bunu bile bile yaptığına göre inançlarında bir sıkıntı var senin” diyorum. “Evet” diyor. “Birinci çelişki olarak ya dini bırak ya alkolü bırak, ikisinden birini bırakacaksın. İkinci çelişki olarak, alkol alarak sen aslında bedenine zarar vermiyor musun?” dedim. “Evet” veriyorum dedi. “Karaciğerin, ruh sağlığın, beden sağlığın bozuluyor, pis ortamlarda sigara içiyorsun” dedim. “Evet” dedi. “Bir iki defa kaza geçirdin arabayla, bilerek kendine zarar vermiyor musun?” dedim. “Veriyorum hocam” dedi. Bu arkadaşımız bir avukat. Ama aynı zamanda hayvan sever. Yani, nerede kedi, köpek görse o davalara bakan, sokakta kalmış hayvanlara barınak edinen, bu barınaklardaki hayvanlara yiyecek veren, o barınaktaki çalışan insanların üstünü başını değiştirip temizlemeye giden bir ağabeyimiz. Dedim ki, “hayvanlara gösterdiğin ilginin alakanın 1/10’nu neden kendine göstermiyorsun? Adamın biri, bir köpeğin ayağına bir teneke bağlasa, onu çomakla kovalasa ne yaparsın?” dedim. “Hemen müdahale ederim” dedi. “Neden?” dedim. “Onun zarar görmesine dayanamam” dedi. “Peki, sen kendi bedeninin zarar görmesine nasıl dayanabiliyorsun?” Çünkü bilerek ve isteyerek kendi bedenine zarar veriyorsun. Alkol ve sigara seni iyi etmiyor biliyorsun” dedim. “Evet, biliyorum” dedi. “Ama bir köpek alkol alsa, isyan edersin. Çünkü köpeğe zararlı olduğunu bilirsin” dedim. “Evet, ben köpeğe alkol aldırmam” dedi. “Köpeğe bakıyorsun, peki senin köpek kadar değerin yok mu?” dedim. Öyle deyince durdu. Orada bir darbe aldı. “Bir de bak inançlı bir adamsın, bir de bu dünyanın öbür tarafını da düşünüyorsun” deyince, bir de oradan darbe yedi. “Peki, neden köpeklere bu kadar düşkünsün?” Neden bir köpeğin hayatı, senin için bir insanın hayatından daha önemli? Neden kendi temizliğine dikkat etmiyorsun da, köpeklerin temizliğine dikkat ediyorsun? Neden kendin düzenli beslemiyorsun da, köpekleri düzenli besliyorsun? Bu kadar köpeklere, hayvanlara düşmenin arkasında ne yatıyor hiç düşündün mü?” dedim. “Düşünmedim” dedi. “Düşün, bu yaptıkların normal değil” dedim. “Bu zamana kadar böyle hiç düşünmemiştim hocam” dedi. “Düşüneyim” dedi. Sonra ertesi gün geldi, “ben ne demek istediğinizi anladım hocam, aslında ben kedilere düşerek, köpeklere düşerek, kendimi cezalandırıyorum onu fark ettim, kendim için yapamadıklarımı, o hayvanlar için yaparak, aslında bir şeyleri dengelemeye çalışıyorum. Ben alkol ve sigara alarak bir şeylerden kaçıyorum. Tabi bu köpeklerin benim kafamı dağıtması için, hayvanlara bu kadar çok düşüyorum ki, kafam o kaçtığım şeylerle yüzleşmesin diye. Bana belli bir zaman verin. Ben bunlarla yüzleşerek, kendi kendimi düzeltmek istiyorum” dedi. “Peki” dedim. 1 hafta 10 gün bir yere tatile gitti. Geldiğinde alkol ve sigarayı bırakmıştı. “Ama ben bunları dini yapıdan dolayı da bırakmadım, bunlar beynimin sığındığı şeylermiş, yani bir ihtimal gibi yedekte tutuyormuşum veya korkularımdan dolayı sığınıyormuşum” dedi. Alkol ve sigaraya düşkünlüğüne neden olan, çocukluğunda uğradığı bir taciz olayıydı. Onu aslında bilinçdışında tutuyordu, derinlerde, fakat biraz yoğunlaşınca fark etti. Fiziki anlamda bir tacize uğramış ve çok dayak yemiş bir arkadaşımızdı. Aslında babasını öldürmek isteyen, ona karşı yoğun öfke besleyen biriydi. Alkol alarak aslında o duygularından kaçıyordu. Ve büyüyüp ona karşı gelemeyince onu cezalandıramayınca, bu sefer kendini cezalandırıyordu. “Bunları fark edince bıraktım, artık benim kaçmama gerek yok. Oturdum üç dört gün ağladım. Boşalttım içimdekileri. Artık alkol ve sigara alarak kendime zarar vermek istemiyorum. Çünkü ben bu hayatta kendimi çok seviyorum. Bu hayata bir kere geldim ve bu hayatın kıymetini bilmeliyim. Ha bundan sonra hiç alkol almayacağım değil. Canım çekerse arada içerim. Ama kaçmak için değil, keyif almak için. Zaten ben keyif almıyordum. Belli bir zaman sonra bu işin boku çıkıyor. Bana bir faydası yoktu ama şu anda bir arkadaş ortamında, bir sohbet ortamında iki kadeh içerim, bunda bir şey yok ama oturup ta alkol müptelası olmam. Çünkü ben alkolik olmamın nedenini gördüm, fark ettim. Arkada bir yapı vardı. Onunla yüzleşmek istemiyordum, ondan kaçıyordum” dedi. Ve şu anda çok iyi bir avukat, çok ta iyi bir işi var, Ankara’da. Alkolü bıraktı ama arada sırada da içiyor. Hayvanlarla ilgileniyor ama fanatik bir şekilde değil. Yani, “hiçbir şey, benim hayatımdan kıymetli olamaz, hiçbir şey benim canımdan kıymetli olamaz, hiçbir şey benim bir damla gözyaşıma değmez, bu dünyada yaşadığım bir sağlıklı güne, bütün dünyayı yakarım” dedi. Avukat, doğru yola geldi, mesele budur.</p>
<p>Dini inancı olan ama içki de içen avukat metaforuyla Barış’a; dolaylı olarak “sende porno seyredebilirsin, fetiş objelere ilgi duyabilirsin, burada bir problem yok, mesele işi abartmamaktır” mesajı verilmeye çalışılmıştır. Daha sonra Barış’a “Neden böyle bir ihtiyaç içindesin? Neden pornoya ve dine düştün? Porno sana ne veriyor? Din hayatında neyi dengeliyor?” sorularına yanıt vermesi ve düşünmesi telkininde bulunulmuştur.</p>
<p>Barış, bir sonraki seansta düşündüğünü ve bazı sonuçlara vardığını ifade etti. “Uykuda geçireceğim zamanı porno ile geçiriyordum. Ders çalışarak kendi kişisel gelişimini sağlayacağım yerde porno film seyrediyordum. Bunun suçluluğunu bastırmak ve tekrar porno seyretmemek içinde çok yoğun bir şekilde namaz kılıyordum. Dini kitaplar okuyordum. Sanki bir boşluk olursa, porno seyrederim ve kendimi kaptırırım diye düşünüyordum. Ayrıca porno seyrederken düşünmediğimi de fark ettim. Kafam bir şeye odaklanıyordu, düşünmek istediğim şeylerden kaçırıyordum. Çocukluğumda yeteri kadar ilgi görmemiştim, sevgi görmemiştim, yeteri kadar değerli olduğunu hissetmemiştim. Bu tür bir bağımlılık içerisine bu yüzden de girmiş olabilirim. Yani aslında bir sevgi arayışı içinde olabilirim. Bir güven arayışında olabilirim. Yolunu kaybetmiş bir geminin denizde deniz fenerini görmesi gibi, porno seyrederken haz duyuyordum. Çünkü yolunu kaybetmiş olan, denizde rotasını kaybetmiş olan, nereye gideceğini bilemeyen bir gemi, deniz fenerini gördü mü hayatı değişir. Ve oraya doğru kürek çeker ama hep oraya doğru yelken almaya çalışır. Ve bir türlü o deniz fenerini elde edemez. Hala oraya doğru gider. Demek ki benim hayatımda da bir mihenk taşım yokmuş, bir referans noktam yokmuş. Örnek alabileceğim bir şey yokmuş. Bu da kafamı karıştırmış olabilir. Denizde, bir ormanda kendini kaybetmiş biri gibi, ilk gördüğüm şeye, deniz fenerine doğru kürek çekmiş olabilirim. Deniz feneri de, porno ve fetiş olabilir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.holistikpsikoterapi.org/metaforlarla-psikoterapi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Logoterapi</title>
		<link>http://www.holistikpsikoterapi.org/logoterapi/</link>
		<comments>http://www.holistikpsikoterapi.org/logoterapi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Dec 2010 17:41:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Holistik Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[bedensel]]></category>
		<category><![CDATA[Holistik Logoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Logoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Logoterapi psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.holistikpsikoterapi.org/?p=26</guid>
		<description><![CDATA[İnsanoğlu 3 boyutlu bir bütünlüktür. Bunlar; —bedensel, —zihinsel ve —ruhsal. Bedensel ve zihinsel boyut kalıtsal faktörleri ve doğuştan getirilen dürtüleri içermektedir. Anlam yoluyla terapianlamına gelen logoterapi üçüncü boyut üzerinde durur. Ruhsal boyutun kaynağı ruhsal bilinçdışıdır. Vicdan, aşk ve estetik bilinç ruhsal boyutun ürünleridir. Frankl varoluşsal terimini 3 şekilde kullanmaktadır. Bunlar; —var olmanın insana özgü tarzı yani varoluşu anlatmak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.holistikpsikoterapi.org%2Flogoterapi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>İnsanoğlu 3 boyutlu bir bütünlüktür. Bunlar;</p>
<p>—bedensel,</p>
<p>—zihinsel ve</p>
<p>—ruhsal.</p>
<p>Bedensel ve zihinsel boyut kalıtsal faktörleri ve doğuştan getirilen dürtüleri içermektedir. <strong>Anlam yoluyla terapi</strong>anlamına gelen logoterapi üçüncü boyut üzerinde durur. Ruhsal boyutun kaynağı ruhsal <strong>bilinçdışı</strong>dır. <strong>Vicdan, aşk ve estetik bilinç</strong> ruhsal boyutun ürünleridir.<span id="more-26"></span></p>
<p>Frankl varoluşsal terimini 3 şekilde kullanmaktadır. Bunlar;</p>
<p>—var olmanın insana özgü tarzı yani varoluşu anlatmak,</p>
<p>—varoluşun anlamı,</p>
<p>—kişisel varoluşta somut bir anlam bulmaya yönelik arayış yani anlam istemi, şeklinde sıralanabilir.</p>
<p><strong>Logoterapi; anlam vasıtasıyla şifa kazandırma demektir.</strong> Logos, Yunanca’da; Tanrı’nın iradesi, evrendeki akışı kontrol eden ilkeler, bilgi ve anlam demektir. Ancak <strong>Victor Emil Frankl</strong>, logos’u daha ziyade “<strong>anlam</strong>” olarak kavramış ve kendi yaklaşımına tercüme etmiştir. Logoterapi logos ve terapi sözcüklerinin bileşiminden oluşmaktadır. Anlama ilişkin iradenin, zevke veya hazza ilişkin iradeden daha temel olduğunu savunan Frankl; logoterapi ve varoluşsal analizi 1930’larda Freud ve Adler’in görüşlerine tepki olarak geliştirmiştir. Çünkü kişinin en temel kaygısı haz peşinde koşmaktan ziyade anlamdır. Yaşam ve bilinç bir aradadır, ayrılmaz bir bütündür. Başka bir ifadeyle, <strong>her türlü sıkıntının temelinde insanın anlam bulamaması, anlam boşluğuna düşmesi yatmaktadır</strong>. Logoterapinin en temel hedefi; yaşam koşulları her ne olursa olsun insanların anlam arama çabalarına yardımcı olmak ve onları anlamlı, mesul bir yaşam için gereken güçle teçhiz etmektir. Çünkü insan davranışlarını yönlendiren temel güdü, <strong>yaşamda anlam arayışı</strong>dır. Frankl’a göre yaşamın anlamı insandan insana, günden güne, saatten saate farklılık göstermektedir. Önemli olan genelde yaşamın anlamı değil, daha çok belli bir zaman diliminde insan yaşamının özel anlamıdır. Bu anlam ise, bireyin kendisi tarafından bulunabilir. Ayrıca insan kendi idealleri ve değerleri için yaşar. Gerekirse de kendi idealleri ve değerleri için ölür. Logoterapi, bireyin yaşamının anlam bulmasına odaklanır. İnsanlar uğruna yaşamaya değecek bir amaç ve anlam ararlar. Yaşamlarında anlamsızlık duygusu ağır basan bireyler, uğruna yaşamaya değer bir anlam bulamadıklarından, iç dünyalarında <strong>varoluşsal boşluk</strong> içindedirler. Frankl, varoluşsal boşluğu 20. yüzyılın en yaygın sorunu olarak görmektedir. Varoluşsal boşluk, can sıkıntısı durumunda dışa yansımaktadır. Yani varoluşsal boşluk; <strong>can sıkıntısı, durgunluk ve boşluk duygusu</strong> olarak yaşanmaktadır. İnsanın anlam arayışı engellendiğinde “<strong>varoluşsal engelleme</strong>” ortaya çıkmaktadır. Varoluşun engellenmesi ise nevroza neden olur. Altında anlam arayışının engellenmesinin yatmakta olduğu nevrozlar, kişide çatışma yaratır. Ama çatışma her zaman için olumsuz değerlendirilmemelidir, normal ve sağlıklı bir süreçte de olabilir.<strong> Acı çekmek</strong> her zaman için patolojik bir olgu değildir. Frankl’a göre acı, yaşama anlam katan bir durumdur ve eğer acıdan kaçınmak mümkün değil ise, acıyı yaşamın bir parçası olarak görmek, <strong>acının içinden geçmek</strong>, insanları intihardan kurtarabilir ve direnç kazandırabilir. Acı nevrotik bir semptom olmaktan çok varoluşsal engellenmeden kaynaklanıyorsa, kişiyi insanca bir başarıya da götürebilir. Bir insanın yaşamın yaşamaya değip değmediğine ilişkin kaygısı, hatta umutsuzluğu, <strong>varoluşsal bir bunaltı</strong>ya yol açabilir. Ama kesinlikle bu durum bir ruh hastalığı değildir. Terapistin görevi, varoluşsal gelişim ve gelişme krizi boyunca kişiye yol göstermektir. Frankl, insanın yaşamda anlam arayışının içsel bir gerilim yarattığını ve bu içsel gerilimin psikolojik sağlığın ön koşulu olduğunu ileri sürmektedir. Çünkü bir insanın, en ağır şartlarda bile yaşamını sürdürebilmesinin yolu, yaşamına bir anlam katabilmesine bağlıdır. <strong>Geleceğe yönelik hedefleri ve yerine getirilmesi gereken hayalleri</strong> olanlar, her gecenin bir sabahı vardır mantığıyla, hayatta kalmayı başarabilir ve hayattan haz alabilirler. Aslında, insanın ihtiyaç duyduğu şey, gerilimsiz bir durum değil, daha çok uğruna çaba göstermeye değen bir hedef ve özgürce seçilen bir amaç için mücadele etmektir.</p>
<p><strong>Anlam, özgürlük, sorumluluk, varoluş, sevgi, acı, geçmişe değil şimdiye ve geleceğe odaklanma</strong>logoterapinin temel kavramlarıdır. İnsanı kurtaran ve yaralarını saran tek şey <strong>sevgi</strong>dir. İnsan özgürdür. Bir şeyi kabul ya da ret etme seçimine sahiptir. Logoterapide insan olmak sorumlu olmak demektir. <strong>İyilik, doğruluk, doğayı sevmek ve insanı sevmek</strong>, yaşama anlam katan önemli değişkenlerdir. Frankl, insan kişiliğini kavramanın tek yolu olarak sevgiyi görmekte ve insanın sevmediği sürece, başka insanlarının özünün farkına varamayacağını ifade etmektedir.</p>
<p>Kişi yaşamın anlamını 3 farklı yoldan bulabilir. Bunlar,</p>
<p><strong>—bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak,</strong></p>
<p><strong>—bir insanla etkileşime girerek ya da bir şey yaşayarak ve</strong></p>
<p><strong>—kaçınılmaz olan acı durumuna karşı bir tavır geliştirerek</strong>, şeklinde sıralanabilir.</p>
<p>Logoterapi, terapi sürecinde problemli bireyin kendi varoluş sorumluluğunun tam olarak farkına varmasını sağlamaya çalışır. Çünkü kişi neye karşı, neden ya da kime karşı sorumlu olduğunu, kendisi farkına vararak görmelidir.</p>
<p>Topluluk karşısında konuşurken terlemekten veya kekelemekten korkan bir kişi, gerçekte topluluk karşısında konuşurken terlemeye veya kekelemeye daha yatkın olacaktır. Burada <strong>korku, korkulan şeye yol açmaktadır</strong>. Kişinin korktuğu şeyin olmasına yol açan bu duruma “<strong>beklentisel kaygı durumu</strong>” denir. Belli bir korku, kişide tekrar ortaya çıkabileceği konusunda bir beklenti yaratır. Korku, her zaman için korkulan şeyi yaratma eğilimi gösterir. Bu nedenle beklentisel kaygı durumu, kişinin olmasından korktuğu şeyi tetikleme eğilimi gösterir. Böylece kendini sürdüren kısır bir döngü durumu oluşur. Yani bir belirti korkuyu uyandırır, karşılık olarak korku belirtiyi kamçılar ve belirtinin yeniden ortaya çıkması korkuyu pekiştirir. <strong>Korku korkusu</strong> adı verilen bu duruma yönelik temel tepki, korkudan kaçmaktır. Kişi kaygısını alevlendiren durumlardan kaçınmaya başlar, yani korkusundan kaçar. Bu da fobik kaçınmayı beraberinde getirir.</p>
<p>Zoraki bir niyet, zorla arzulanan bir şeyi imkânsız kılabilir. Burada niyet, niyet edilen şeyin oluşmasını imkânsız kılmaktadır. Kişinin niyet ettiği şeyin olmamasına yol açan bu duruma “<strong>aşırı niyet etme durumu</strong>” denir. Örnek olarak, bir insan uyumak için ne kadar çok uğraşırsa, uykusuzluk çekme olasılığı da o kadar yükselecektir. Burada uyumak bir sonuç ya da yan ürün olmalıdır. Uyumak amaç yapıldığında ulaşılması imkânsız bir durum olacaktır. Burada açıklanan aşırı niyete ek olarak, aşırı dikkat ya da aşırı düşünme de sıkıntı veren bir durum olabilmektedir.</p>
<p><strong>Frankl, logoterapi çerçevesinde 4 teknik kullanır.</strong> Bunlar;</p>
<p><strong>—düşünce odağını değiştirme tekniği,</strong></p>
<p><strong>—çelişik niyet tekniği,</strong></p>
<p><strong>—tutumların yeniden biçimlendirilmesi tekniği ve</strong></p>
<p><strong>—yüksek sesle söyleme tekniği</strong>, şeklinde sıralanabilir.</p>
<p>Takıntılı-zorlantılı (obsesif-kompülsif) bir kişi kendinden yani intihar edebileceğinden ya da cinayet işleyebileceğinden korkabilir. Çünkü saplantılı hala gelen bir düşünce vardır, kişi takıntılarına ve zorlantılarına karşı mücadele etmektedir. Ne kadar çok mücadele ederse takıntı ve zorlantıları da o kadar çok güçlenmektedir. Baskı, karşıt bir baskı yaratmakta, bu karşıt baskı da tekrar baskıyı artırmakta ve bir kısır döngü ve bir <strong>geri besleme mekanizması</strong>oluşmaktadır. Aşırı niyet ve aşırı düşünmeye karşı, düşünce odağının dağıtılması amacıyla kullanılan “<strong>düşünce odağını değiştirme tekniği</strong>”, daha çok <strong>cinsel işlev bozuklukları</strong>nda veya <strong>cinsel takıntılar</strong>da kullanılmaktadır. Cinsel ilişkilerde orgazm olma niyetin hedefi yapıldığı anda dikkatin de hedefi olmaktadır. Böylece bir geri besleme mekanizması oluşmaktadır. Kişi, orgazm olmayı garantilemek için bütün dikkatini performansına yani başarmaya yöneltir. Bu döngüyü kırmak için, kişi orgazm olmayı takıntı haline getirmek ve kendini bedenini izlemek (cinsellikte seyirci rolü) yerine kendi duygularına ve sevişmenin verdiği hazza odaklanmalıdır, çok sevdiği bir filme konsantre olduğu gibi kendini unutmalıdır. Bireyin aşırı niyet ve aşırı düşünmeye karşı harekete geçebilmesi için düşünce odağını değiştirmesi, cinsel haz arayışını veya orgazmı merkez düşünce olmaktan çıkarması ve kendisi olmaya çalışmasını sağlamak gerekmektedir. Düşünce odağını değiştirme tekniği ile kişinin cinsel haz için mücadele etmesi engellenerek, cinsel ilişkide kendisi olmasına yardımcı olunmaktadır. Bireyin dikkati problemi üzerinden başka bir noktaya çekilmekte ve böylece kişinin cinsel problemini düşünmemesi sağlanmaktadır.</p>
<p><strong><em>“Cesaretle ortaya konan düşünceler, oyun tahtasına sürülen taşlar gibidir; kırılabilirler ama kazanılacak bir oyun başlamıştır.”</em></strong></p>
<p>Wolfgang Van Goethe</p>
<p><strong>Çelişik niyet tekniği</strong>; kişinin kaygı yaratan ortamları hayalinde tekrar tekrar canlandırması ve bu sırada kaygıyı olabildiğince yoğun yaşaması şeklinde formüle edilen davranışçı bir terapi tekniğidir. <strong>Paradoksik niyet tekniği, taşırma terapisi, implosive therapy </strong>veya <strong>çöktürme terapisi </strong>de denir.</p>
<p><strong>Örnek Vaka: Yakup</strong></p>
<p>Yakup, 36 yaşında bir hekimdi. Yıllardır devam eden bir uçak korkusu vardı. Mesleği gereği seyahat etmesi gerekiyordu ama uçağa binemediği için sıkıntılar yaşıyordu. Binmeyi düşündüğünde elleri terliyor, kalbi deli gibi çarpıyordu. Terapisti ona çelişik niyet tekniğini önerdi. Yani Yakup’a, uçağının havada patlayarak düştüğü ve kendisinin de param parça olduğu bir fanteziyi hayal etmesi telkininde bulunuldu. Uçağa binmeden önce bu hayali sık sık kuran Yakup, zamanla sakinleşti, rahatladı ve daha önce başardığı bazı işleri düşündüğünü fark etti. Uçaktayken de fanteziyi, kendisini yerde bir kan birikintisinin içinde görene kadar devam ettirdi. Uçak indiğinde sakindi, hatta uçmaktan zevk bile almıştı.</p>
<p>Çelişik niyet tekniğinde kişi fobik belirtiler sergiliyor ise korktuğu şeyi yapmaya, takıntılı-zorlantılı belirtiler sergiliyor ise korktuğu şeyin olmasını arzulamaya yönlendirilmektedir. Böylece kişinin korkularından kaçmasına ya da korkularıyla mücadele etmesine son verilmiş olur. Böylelikle sıkıntı yaratan korkunun yerini çelişik bir niyet alır, sonuç olarak da beklentisel kaygı durumunun kısır döngüsü kırılmış olur. Çelişik niyet tekniğinde her şey hayal dünyasında olup bittiği için gerçek bir tehlike söz konusu değildir ve kaygı tepkisi pekiştirilmediği için yavaş yavaş azalır. Korku, korkulan şeyi yaratmaktadır, aşırı niyette arzulanan şeyi imkânsızlaştırmaktadır. Yani kişi bir şeyden ne kadar kaçınırsa o kadar onun etkisinde kalacaktır. Kişi kaçınmak istediği şeyi ne kadar arzularsa o kadar da ondan uzaklaşmış olacaktır. Daha açık anlaşılması için, diyelim ki, kişi hıçkırığa yakalandı; “<strong>hıçkırmaya devam etmeye çalışırsanız, hıçkırık ortadan kalkacaktır</strong>” denildiğinde kişi rahatlayacak ve hıçkırığı geçecektir. Bu yaklaşımda kişiden tam da olmasından <strong>korktuğu şeyin olmasını arzulama</strong>sı istenir. Bunun için, hastanın <strong>durumu gülünç gösterecek</strong> yeni bir bakış açısı geliştirebileceği sağlam bir <strong>mizah</strong> <strong>duygusu</strong> gerekir. Mizah, hayatın güldürücü yönünü ortaya çıkaran bir sanat türüdür. İnsanı gülmeye sevk eden resim, karikatür, konuşma ve yazı sanatıdır. Mizah eserleri sadece şaka, güldürme maksadıyla söylenip, yazılıp, çizildiği gibi belli fikirleri ifade etmek için de ortaya konulabilir. Karikatür, hikaye, roman, komedi, nükte, fıkra, hiciv, taşlama gibi şekillerde karşımıza çıkan bu eserlerin en önemli özelliği <strong>espri</strong> adı verilen can alıcı noktanın eserin ayrıntıları arasında büyük bir yetenekle gizlenmesi, tam sırası gelince de beklenmedik bir anda söylenmesidir. Mizah insana özgüdür ve insandan başka hiçbir canlı kahkaha atamaz. İnsan <strong>kendisiyle eğlenme, kendine gülme ve kendi korkularıyla dalga geçme</strong> gibi özelliklere sahiptir. Kendisiyle dalga geçebilen bir kişi, kendisiyle barışık kişidir. Yaşamın başarısı kişinin attığı gollerin sayısı ile ölçülen bir maç değil, sayısız alternatiflerle bezeli keyifli bir yolculuk olduğu keşfetmektir. Mizah yeteneği olan ve ağlamaktan korkan bir kişi, kendisini izleyenlere ağlamanın gerçekten neye benzediğini göstermekten ve tüm giysilerini ıslatacak kadar ağladığını düşünmekten zevk alabilir. Örneğin, evde yalnız başına kaldığında bayılmaktan korkan bir kişiden evde yalnız kalarak bayılmak için çaba göstermesi istenebilir. Kişi bunu yapamadığını anlar ve bu fobik durumla başa çıkabilecek düzeye gelebilir. Bir başka örnekte, <strong>sosyal fobi</strong>si olan bir hasta terlemekten, kızarmaktan korktuğu için toplum içinde konuşmaktan çekinir. Düşünce, duygu, fiziksel değişiklikler ve davranışlar düzleminde sorun yaşar.</p>
<p><strong>Düşünce</strong></p>
<p>—“Herkes bana bakacak.”</p>
<p>—“Rezil olacağım.”</p>
<p>—“Beni izleyecekler.”</p>
<p>—“Ya dilim tutulursa!”</p>
<p>—“Ya konuşamazsam.”</p>
<p><strong>Duygu </strong></p>
<p>—“Endişe, korku, kaygı, bunalma, daralma, boğulma, yutulma, vb.”                        <strong>Fiziksel Değişiklikler</strong></p>
<p>—“Yüzde kızarma, ellerde titreme, çarpıntı, terleme, vb.”</p>
<p><strong>Davranışlar</strong></p>
<p>— “Ortamı terk etme, kaçma, kaçınma, vb.”</p>
<p>Bu kişiye toplum önünde konuşurken kendi kendine şunu söylemesi öğütlenir:</p>
<p>—“O kadar çok kızarıp terleyeceğim ki, dünyadaki yüzü en kırmızı ve en sulu insan ben olacağım!”</p>
<p>Bu da <strong>hastanın kendine gülmesi</strong>ni, yaşadığı belirtilerden uzaklaşmasını mümkün kılar. Burada <strong>aşırı niyet ve aşırı düşünme</strong> vardır. Bu kişiye, topluluk karşısında rezil olduğunu ve herkesin onu alaya aldığını hayal etmesi söylenir.<strong>Rezil olma fantezisi</strong> daha bitmeden kişi birdenbire, çok sakin olduğunu ve daha önce başardığı bazı işleri düşündüğünü fark edecektir. Fanteziyi bir kaç kere daha denediğinde ve kendisini dili tutulmuş bir şekilde topluluğun dikkatli bakışları altında korkudan tir tir titrediğini görene kadar devam ettiğinde, bu kişi artık topluluk önünde konuşacak kadar sakindir, hatta süreçten zevk bile alabilir.</p>
<p><strong>Örnek Vaka: Ayşe</strong></p>
<p>Ayşe, her gece yatağa girmeden önce evdeki tüm kapıları kontrol etme takıntısına sahipti. Bundan kurtulmak için çeşitli ilaçlar kullanmıştı ama işe yaramamıştı. Bu sorunu için terapiste başvurdu. Terapisti Ayşe’den 3 dakika içinde evdeki tüm kapıları kaç kere kontrol edebileceğini görmesini ve yeni bir rekor kırmaya çalışmasını istedi. Ayşe bu öneriyi ilk önce anlamsız buldu ama uyguladığında takıntısı ortadan kalktı.</p>
<p>Çelişik niyet tekniği, özellikle erken boşalma, kekeleme, basit fobiler (karanlıkta kalamama, kapalı yerlerde duramama, trafiğe çıkamama, vb.), uykusuzluk, evden çıkıldığında kapıyı kapatıp kapatmadığından emin olmayıp sürekli geri dönüp kapıyı tekrar kilitleme gibi saplantılı-zorlantılı davranışlarda ve rahatsızlıklarda çok etkilidir.</p>
<p>Uykusuzluğun tedavisinde, çelişik niyet tekniği, uyku haplarına bağımlı hale gelen bir kişiye uygulanabilir. Kişiye odasına dönüp yatağa uzanması ve uyanık kalmaya çalışması önerilebilir. “Bakalım bütün gece uyanık kalmayı becerebilecek misiniz?” diye sorulabilir. Kişi uyanık kalmaya çalıştıkça uykusu gelecek ve mışıl mışıl uyuyacaktır. Aynı şekilde bir hipnoz dersi sırasında genç bir adam <strong>Milton H. Erickson</strong>’a; “başkalarını hipnoz edebilirsiniz ama beni edemezsiniz” der. Erickson adamı gösteri platformuna davet eder ve oturmasını söyledikten sonra şöyle devam eder: “Uyanık kalmanızı istiyorum, uyanık, daha uyanık, daha uyanık, uyanık.” Bu sözler üzerine kişi anında derin bir transa yani hipnoza girer.</p>
<p><strong>Örnek Vaka: Osman</strong></p>
<p>Osman Tıp Fakültesi’nde okuyan bir öğrenciydi. Her ay düzenli olarak birçok sınava girmesi gerekiyordu. Osman sınavlardan yarım saat önce, kelimenin tam anlamıyla korkudan donup kaldığını hissediyordu. Her seferinde notlarına bakıyor, kafasının içinin boşalmış olduğunu düşünüyor, uzun süre çalıştığı konular ona tamamen yabancı gelmeye başlıyordu. Bu nedenle hemen paniğe kapılıyor; “hiç bir şey hatırlamıyorum, bu sınavı da kesin geçemeyeceğim” diyerek kendini heba ediyordu. Zaman ilerledikçe korkusu artıyor, ders notlarını hiç hatırlayamıyor, terliyor ve notlara her baktığında korkusu daha da artıyordu. Yani sınavdan 5–10 dakika önce, bu ruh haliyle sınava girerse başarısızlığın kesin olduğunu biliyordu. Her seferinde aynı şeyleri yaşadığı için notları iyice düşen Osman, yardım almak için terapiste başvurdu. Çelişik niyet tekniği Osman’a anlatıldı. “Nasıl olsa başarısız olacağım için, başarısız olmak için elimden geleni de yapabilirim. Bu ders için öylesine kötü bir sınav kâğıdı vereceğim ki, hocanın günlerce kafası karışacak. Kâğıdı tam bir laf salatasıyla dolduracağım ve sorulara kesinlikle ilgisiz cevaplar yazacağım. Ona, bir öğrencinin sınavda gerçekten nasıl başarısız olabileceğini göstereceğim. Bu, onun meslek hayatında aldığı en aptalca kâğıt olacak.” gibi düşüncelere odaklanan Osman, bu düşüncelerle sınav öncesi oyalandı, güldü ve rahatladı. Girdiği son sınavda her soru ona tanıdık ve çok anlamlı geldi. Çünkü sınavda çok rahattı. Sonuç olarak iyi bir not aldı ve bir daha ki sınavlarında bu tekniği kullanarak hedeflerine ulaştı.</p>
<p><strong><em>“Dünyayı idare eden, düşünceler değil kuvvettir, ancak kuvveti kullanan düşüncelerdir.”</em></strong></p>
<p>Blaise Pascal</p>
<p>Sıkıntı vermeyen yaşam koşullarına rağmen kişiler kendileri ile ilgili olumsuz tutumlara sahip olabilirler ya da kişi gerçekten çok ciddi sorunlara sahiptir ve bu durumda elinden hiçbir şey gelmiyor olabilir. Her iki durumda da logoterapinin amacı kişinin yaşadığı durumla ilgili <strong>düşünce biçimini değiştirmek</strong>tir. Çünkü kişi duygularını kontrol etmek istiyorsa, düşüncelerinin farkına varmalıdır, diğer bir deyişle duygularını değiştirmek için düşüncelerini irdelemeli, mantıklı ve mantıksız yönlerinin ayırtına varabilmeli, kendisini kuşatan ve rahatsızlık veren düşüncelerin yerine yenilerini koyabilmelidir. Bunun içinde ilk yapılacak şey, yanlışı tespit edebilmek ve bu yanlışın kişinin hangi gereksinimlerine yanıt verdiğini bulabilmektir. Tutumların değiştirilmesi, çoğunlukla, kişinin <strong>düşüncelerinin paylaşılması, onunla tartışılması ve olumlu öneriler</strong> gibi doğrudan yollarla gerçekleştirilir. Amaç kişinin durumla ilgili <strong>yeni bir bakış açısı kazanması</strong>nı sağlamaktır. Bu nedenle <strong>tutumların yeniden biçimlendirilmesi tekniği</strong>, bilişsel yaklaşımlardaki değişim tekniklerine oldukça benzemektedir. <strong>Geçmiş geçmiştir, kişi bunu değiştiremez ancak geçmiş hakkındaki düşünce şeklini veya geçmişe yaklaşımını değiştirebilir</strong>. Geçmiş hakkında olumsuz bir biçimde düşünmek, <strong>geçmiş için bir karar vermek</strong> demektir. Geçmiş yorumlamalarının sorgulanmasının bir sonucu olarak kişi, gelecek için bir karar verir.</p>
<p><strong><em>“Düşüncedeki düğümleri çözmek, sorunları çözmekten daha önemlidir.”</em></strong></p>
<p>Ludwig Wittgenstein</p>
<p><strong>Örnek Vaka: Yaşar</strong></p>
<p>Yaşar 40 yaşında bir erkekti. Çalıştığı iş yerinde terfi bekliyordu. Ancak patronu bir başkasını müdür olarak atamıştı. Bu durum Yaşar’ı çok üzmüş ve iş verimini olumsuz etkilemeye başlamıştı. Yaşar; “böyle gelmiş böyle gidecek, patron beni sevmiyor, başarılarımı görmüyor, görmek istemiyor, o halde çalışmamın bir anlamı yok” diye düşünüyordu. Yaşar’ın bütün bu düşünceler davranışlarına ve iş yapış biçimine yansıyordu. Yaşar’ın iş yapış biçimini değiştirmek için önce düşünce biçimini, bakış açısını ve olaylara yaklaşım biçimini değiştirmesi gerekiyordu. Terapisti Yaşar’a tutumların yeniden biçimlendirilmesi tekniğini önerdi. Çünkü Yaşar, kendisine haksızlık yapıldığını, hedeflerine ulaşırken diğerlerince engellendiğini düşünüyordu. “Ben doğruyum onlar yanlış” mekanizmasını işeten Yaşar’a, kendine yöneltilmiş, iyi niyetli olmayan, haksız ve gerçek dışı saldırıya dikkat kesilmesi yerine, patronun müdür atamada bir tercihte bulunduğu, bu tercihin de onu sevmediği anlamına gelmeyeceği, işini iyi şekilde yapmaya devam ederse işsiz kalma ihtimalinin ortadan kalkacağı anlatıldı.</p>
<p><strong><em>“Düşünceleriniz ne ise hayatınız da odur, hayatınızın gidişini değiştirmek istiyorsanız, düşüncelerinizi değiştiriniz.”</em></strong></p>
<p>Marcus Aurelius</p>
<p>Alkol ve uyuşturucu tedavisi gören kişilerde ya da diğer tekniklerle ulaşılamayan kişilerde <strong>yüksek sesle söyleme tekniği</strong> kullanılabilir. Bu teknik ile terapist, kişinin durumunun umutsuz olmadığı düşüncesini işler ve kişinin de benzer bir farkındalığa sahip olmasını sağlar. Örneğin uyuşturucu bağımlısı olan bir kişiden; “<strong>çaresiz değilim, kendi kaderimi kontrol edebilir ve yönlendirebilirim</strong>” cümlesini yüksek sesle söylemesi istenilebilir. Bu teknik, <strong>anlayışlı ve destekleyici bir terapist </strong>eşliğinde faydalı olabilir. Terapistin kişiyi dikkatlice dinleyip dünyaya bakış açısını anladıktan sonra, durumun nesnel anlamda ne anlama geldiğini keşfetmeye çalışması gerekir. Kişi kendisi inanırsa bu teşvik edici tekniğin işe yaradığını görecektir. Çünkü, <strong>her eylemin atası, düşüncelerdir</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.holistikpsikoterapi.org/logoterapi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bibliyoterapi</title>
		<link>http://www.holistikpsikoterapi.org/bibliyoterapi-holistik/</link>
		<comments>http://www.holistikpsikoterapi.org/bibliyoterapi-holistik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Dec 2010 23:03:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Holistik Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[bibliyo]]></category>
		<category><![CDATA[bibliyo terapi]]></category>
		<category><![CDATA[bibliyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[holistik bibliyo terapi]]></category>
		<category><![CDATA[holistik bibliyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[holistik psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.holistikpsikoterapi.org/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[Bibliyoterapi, kişinin duygusal sorunların anlaşılabilmesinde, yaşama uyum sorunlarının ele alınmasında ve kişinin içinde bulunduğu gelişim dönemlerine özgü gereksinimlerini tanıyabilmelerinde kullanılabilir. Doğru zamanda, doğru bireyle, doğru kitabı buluşturmak olarak tanımlanabilen bibliyoterapi, okuma yoluyla tedavi demektir. Kitaplar ve diğer okuma materyallerinin, eğitim amaçlı CD ve DVD’lerin terapotik amaçlı kullanımı terapide çok önemlidir. Çünkü kişi elde ettiği bilgiyle, terapistin rehberliğinde kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.holistikpsikoterapi.org%2Fbibliyoterapi-holistik%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p>Bibliyoterapi, kişinin duygusal sorunların anlaşılabilmesinde, yaşama uyum sorunlarının ele alınmasında ve kişinin içinde bulunduğu gelişim dönemlerine özgü gereksinimlerini tanıyabilmelerinde kullanılabilir. Doğru zamanda, doğru bireyle, doğru kitabı buluşturmak olarak tanımlanabilen <strong>bibliyoterapi</strong>, <strong>okuma yoluyla tedavi</strong> demektir. Kitaplar ve diğer okuma materyallerinin, eğitim amaçlı <strong>CD ve DVD</strong>’lerin terapotik amaçlı kullanımı terapide çok önemlidir. Çünkü kişi elde ettiği bilgiyle, terapistin rehberliğinde kendi yaralarını saracaktır, istediği takdirde değişimini başarabilecektir. Bunu sağlıklı yapabilmesi için bilgiye ihtiyacı vardır. Kişi edindiği bilgilerle, yalnız başına olduğu kişisel mücadelesinde kendine destek olabilir. Aslında yapılan, doğru zamanda, doğru kişiyle, doğru kitabı buluşturarak, onun rahatlamasına yardımcı olabilmektir (Philpot,1997). Okunan bir kitapla danışanın kişiliği arasında dinamik bir ilişki kurulması ile başlayan süreç 3 evrede gerçekleşir. Bunlar,<span id="more-18"></span></p>
<p>—<strong>özdeşim ve yansıtma,</strong></p>
<p><strong>—arınma</strong>, <strong>temizlenme, rahatlama </strong>yani önceden yaşanmış travma yaratan olayların tekrar hatırlanarak heyecan boşalımıyla rahatlama (katarsis),</p>
<p>—<strong>içgörü ve bütünleşme</strong> olarak sıralanabilir. Bu evreler öncesinde terapistin iyi hazırlık yapması ve kitap seçimi aşamalarını yerine getirmesi gerekir.</p>
<p>Kişinin sorunlarını tanıyıp çözebilmesine bir yardım yaklaşımı olan bibliyoterapinin terapi sürecinde kullanım amacı; kitaplar, CD’ler ve DVD’ler aracılığı ile kişinin kendisini tanıyıp iç görü kazanabilmesine yardımcı olabilmektir. Bu yolla, kişinin kendi kişiliğini tanıyabilmesine yardımcı olunarak, onun, gelişimine katkıda bulunulurken, aynı zamanda bu yolla, kişiler arasında farklı bir iletişim süreci de başlatılmış olmaktadır. Çünkü kişi duygusal sorunlarıyla yüz yüze gelebilir ve olumlu değişimler yaşayabilir. Ayrıca kişi yaşamla ve yaşamda karşılaşılan sorunlarla baş edebilmeyi öğrenirken, kazanılan farklı bakış açıları sayesinde kendi iç dünyasındaki zedelenmelerin nedenlerini bularak, yaşadığı zedelenmeleri kendi kendine onarmaya, okuduğu kitapların ve seyrettiği DVD’lerin rehberliğinde başlayabilir. Bazen de okunanlar, kişinin fark edemediği, adını koyamadığı, gereksinimlerin farkına varılmasını ve bunların karşılanabilmesinin yollarını keşfetmesine yardımcı da olabilir. Örneğin, eski bir Hint öyküsü olan “<strong>Kör Adam ve Fil</strong>” öyküsü herkesin içinde bulunduğu dünyayı nasıl kendine göre algıladığını anlamasına yardımcı olan güzel bir öyküdür. Bu öyküde göremeyen bir grup insan, bir file dokunarak fili betimlemektedirler. Hepsinin tanımlaması birbirinden farklıdır. Çünkü kim filin bedeninin hangi bölgesine dokunursa o parçayı betimlemektedir. Kimine göre fil bir ağaç kütüğüdür, kimine göre ise bir hortumdur.</p>
<p>Forgan’a göre (2002) kişilerin problem çözme güçlerini artıran bibliyoterapi aşağıdaki amaçlara yönelik kullanabilir:</p>
<p>—Bibliyoterapi kullanılarak, bireyin, yaşamakta olduğu sorunun yalnızca kendi başına gelmiş bir sorun olmadığı, birçok kişinin de benzer sıkıntıları yaşamakta olduğu gerçeğini görebilmesi sağlanır.</p>
<p>—Yaşanan sorunların yalnızca tek bir çözümünün olmadığı, bireyin yaratıcı gücünü devreye sokarak çok çeşitli çözüm yollarına ulaşabileceğini görebilmesine yardımcı olunur.</p>
<p>—Kişinin sorununu daha özgürce ifade ederek yine daha özgürce tartışabilmesinin önü açılır.</p>
<p>—Kişinin sorununu yapıcı bir eylem planı hazırlayarak çözümlemesine yardımcı olunur.</p>
<p>—Kişinin olumlu bir benlik kavramı geliştirebilmesine katkıda bulunulur.</p>
<p>—Kişinin üzerindeki duygusal ya da bilişsel baskı hafifletilmeye ya da kaldırılmaya çalışılır.</p>
<p>—Kişinin kendini kabul edebilmesi için destek sağlanır.</p>
<p>—Kişinin kendi dışında bazı ilgi alanları oluşturabilmesine rehberlik edilir.</p>
<p>—Kişinin, çevresindeki insanların davranışlarını ve onları belli bir biçimde davranmaya güdülenen psikolojik güçleri tanıyabilmesine, ayrıca, kendi sahip olduğu anlama ve yorumlama gücünü geliştirmesine yardımcı olunur.</p>
<p>Sonuçta kişi bibliyoterapi çalışmalarıyla kendi yaşam öyküsünü yeniden yorumlayabilir, eksik bıraktığı yönlerini yakalayabilir, üzerinde değişiklikler yapma cesaretini gösterebilir ve okunan her öyküyle yeni ufuklara doğru yol alabilir. Bu nedenlerle kişiler daha çok okumalıdır, daha çok bilgilendirici CD ve DVD’ler izlemelidir. Çünkü acı çeken ve değişim isteyen her kişi, kendi öyküsünü yakalayabilir veya yaratabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.holistikpsikoterapi.org/bibliyoterapi-holistik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Psikoterapi</title>
		<link>http://www.holistikpsikoterapi.org/psikoterapi/</link>
		<comments>http://www.holistikpsikoterapi.org/psikoterapi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Dec 2010 13:46:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Holistik Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[bütüncül]]></category>
		<category><![CDATA[holistik]]></category>
		<category><![CDATA[holistik psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.holistikpsikoterapi.org/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[PSİKOTERAPİ “Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar” M. Kemal ATATÜRK PSİKOTERAPİ NEDİR? Psikoterapi; bireylerin ruhsal alanda duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Bilinçli ve bilinçdışı çatışmalardan dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, psikolojik eğitim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.holistikpsikoterapi.org%2Fpsikoterapi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<p><strong>PSİKOTERAPİ</strong></p>
<p><em>“Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar”</em></p>
<p><strong><em>M. Kemal ATATÜRK</em></strong></p>
<p><strong>PSİKOTERAPİ NEDİR?</strong></p>
<p><strong>Psikoterapi</strong>; bireylerin ruhsal alanda duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Bilinçli ve bilinçdışı çatışmalardan dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, psikolojik eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, ilişki çatışmalarını çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere <strong>psikoterapi</strong> diyebiliriz. Bir başka deyişle; <strong>psikoterapi</strong>; zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme gücü yetersiz kalan kişilere belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmeti sürecidir. Ya da <strong>psikoterapi</strong> zihinsel ve duygusal sorunları olan kişilerle zihinsel ve duygusal bağlantı kurularak yürütülen tedavi etme bilim ve sanatıdır.<span id="more-11"></span></p>
<p><strong>Psikoterapi </strong>kişinin yarım kalan hikâyelerini tamamladığı, bilgilenerek kendini iyi ettiği ve bireysel kalma ile toplumsal olma çizgisinde kendine bir yer aradığı ve bulduğu, yaşamına nasıl anlam katabileceği, boşluk ve hiçlik duygusunun yerine ne koyarak başa çıkabileceği, kısaca yeniden kendini gerçekleştirmeyi öğrendiği bir bilimdir.</p>
<p><strong>Psikoterapist;</strong> psikoterapi yapan; bireylerle, gruplarla, çiftlerle ya da ailelerle onların ruhsal sıkıntılarına çözüm getirmeleri için işbirliği içinde çalışan kişidir. Hekim, psikolojik danışman, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı gibi ruh sağlığı profesyonelleri psikoterapist olabilirler. Psikoterapist olmak için ilgili lisans eğitimleri alındıktan sonra ek eğitimler ve süpervizyon alınmalıdır. Bunun için <strong>klinik psikoloji ya da psikolojik danışmanlık alanlarında lisansüstü eğitim alınmış olması asgari koşuldur</strong>. Bu eğitimler meslek hayatı boyunca devam ederler. Çünkü psikoterapi eğitimi lisans eğitimlerinde standart eğitimin parçası değildir. Bu nedenle bir ruh sağlığı profesyonelinin psikoterapist olarak hizmet verebilmesi için psikoloji konusuyla özel olarak ilgilenmesi, çalışmalar yapması ve özel eğitimler alması gereklidir. Türkiye’de psikoterapist eğitimi resmi kurumlar tarafından verilmemektedir, yani “<strong>psikoterapist</strong>” unvanı verecek resmi bir kurum maalesef yoktur. Ancak bazı sivil toplum kuruluşları tarafından psikoterapi eğitimleri verilmektedir. En az  360 saat ve üzeri katılım gerektiren bu eğitimler uzun, zor ve masraflıdır. Avrupa ve Amerika’nın bazı eyaletlerinde psikoterapist olmak için tıp veya psikoloji mezunu olmak gerekmemektedir, yetkili kurumlarca psikoterapi eğitimi alarak sınavlarında başarılı olmuş bireyler psikoterapist olabilmektedirler.</p>
<p><strong>Freud</strong>’a “<strong>kaç çeşit terapi var?</strong>” diye sorulduğunda, “ne kadar insan varsa, o kadar” diye yanıt vermiştir. <strong>Engin Geçtan</strong> ve <strong>Irwin Yalom</strong>, psikoterapinin <strong>ikili bir dans</strong> olduğunu ve terapinin başarısının terapistin kimliği ile direkt ilgili olduğunu söylemişlerdir. Bugün tedavide iyileştirici etmenlerde, duygu, düşünce ve davranışta zenginleşmiş terapistin kimliği büyük önem kazanmıştır. Çünkü <strong>insanla çalışan terapistler, onlardan çok şey öğrenirler, büyürler ve genişlerler</strong>. Bir terapist hastasından bir şey öğrenmiyorsa; körelmiştir, sağırlaşmıştır, tekrara düşmüştür ve farkında olmadan gerilemeye başlamıştır. Bu durumda süpervizyon almalı veya kendisi terapiden geçmelidir. Çünkü her insan bir mucizedir, harikuladedir, her insanın kendine özgü bir hikâyesi vardır ve bu hikâyeden çıkarılacak bir ders vardır. <strong>Yalom, terapiye cesur insanların devam ettiğini söyler</strong>. Bu nedenle terapistin ve danışanının çıktığı yolculuk uzun, zor, derin ama bir o kadar da anlamlı bir yolculuktur.</p>
<p><strong>TERAPİSTE NE ZAMAN BAŞVURULMALIDIR?</strong></p>
<p>Her insan farklı bir ruh ve bedenle dünyaya gelir, her insanın ruhsal gelişim hızı ve öyküsü farklıdır. Değişim ve gelişim inişli ve çıkışlı uzun bir süreçtir, bir yolculuktur. <strong>Kişi herhangi bir sıkıntıyla karşılaştığında önce kendi öz kaynaklarını harekete geçirmelidir</strong>. Kişide ortaya çıkan bir ruhsal sıkıntı;</p>
<p>—doğru ve etkili bir değerlendirmeyle,</p>
<p>—ne kadar süredir, hangi zamanlarda, ne sıklıkla ve ne yoğunlukla ortaya çıktığını tespit etmeyle,</p>
<p>—iyi bir gözlem yapmayla,</p>
<p>—ailenin koşulsuz desteğiyle,</p>
<p>—yerinde müdahalelerle ve</p>
<p>—doğru bir bilgi edinmeyle, bazen kolaylıkla aşılabilmektedir. Ancak zaman zaman da bu yöntemlerin sonuç vermediği durumlar olabilir ve çözülemeyen sıkıntılar çoğunlukla büyüyerek içinden çıkılması gittikçe zorlaşan bir kısırdöngü halini almaya başlayabilir. İşte bu noktada bir terapistin desteğini almak faydalı olacaktır. Ayrıca terapi sadece ruhsal hastalıkların tedavisi ile sınırlandırılamaz aynı zamanda sağlıklı bireylerin daha bilinçli olmasına da yardımcı olarak hizmet verebilir. Çünkü terapi kişinin duygu ve düşüncelerinden dolayı yargılanmadan güvenli bir ortam içinde sorunlarını incelemesine imkan yaratır ve geçmişte yaşanan sorunlarla şimdikileri anlamlı bir şekilde birleştirerek farklı bir bakış açısı getirir.</p>
<p>“<strong>Ne zaman terapiye başvurmalıyım?</strong>” sorusu birçok kişinin kafasındaki sorulardan biridir. Bu sorunun kesin bir yanıtı yoktur. Ancak kişi;</p>
<p>—duygusal sorunlarının çözümü için kendine zarar verici davranışlar içine giriyorsa,</p>
<p>—iştahtan kesildiyse,</p>
<p>—uyku düzeni bozulmuşsa,</p>
<p>—ilişkilerinde aşırı problemler yaşıyorsa,</p>
<p>—büyük bir kayıp yaşadıysa,</p>
<p>—stresini daha fazla kontrol edemiyorsa,</p>
<p>—kendine güven eksikliği ya da başarısızlık duygusu yaşıyorsa,</p>
<p>—cinsel hayatta sorunlar yaşıyorsa,</p>
<p>—iş yerinizde zorluklar baş göstermeye başlamışsa,</p>
<p>—konsantre olamıyorsa,</p>
<p>—kendini mutsuz, çaresiz ve umutsuz hissediyorsa,</p>
<p>—terapiye gidip gitmemeyi sorgulamaya başlamışsa, vb. durumlarda bir terapiste başvurmak için doğru zaman gelmiş demektir. <strong>Kişinin yaşadığı olumsuzlukları kabullenip bir terapiste başvurması tedavinin yarısıdır.</strong> Diğer yarısını da tecrübeli bir terapistin yardımıyla kolaylıkla halledecektir.</p>
<p>Hayatının ve seçimlerinin sorumluluğunu alabilen, yaşadığı sorunlar karşısında ne yapması gerektiğini bilen, alternatif çözümler üretebilen, kendisini ve çevresindekileri suçlamak yerine onları anlamayı başarabilen, kendi kişisel gelişimi kadar çevresindeki insanlarında yaşamlarını zenginleştiren insanlar gerçekten mutlu, olgun ve kendi ayakları üzerinde durabilen ruhen ve bedenen sağlam ve sağlıklı kişilerdir. Bütün bunların doğru bir şekilde başarılabilmesi için kişinin;</p>
<p>—kendisini tanıması,</p>
<p>—çevresinde olup bitenlerin farkında olması,</p>
<p>—doğru seçimler yapması,</p>
<p>—sorumluluk alması,</p>
<p>—yaşamının ve duygularının kontrolünü elinde tutması gerekir. Bu nedenle terapistler kişinin duygularının kontrolünü ele almasını ve duygularını tahlil etmesini, neyi neden hissettiğini anlamasını, kendi çözümlerini üretmesi ve hepsinden önemlisi kendisini tanıması için çalışırlar.</p>
<p>Hasta bir insanla sağlıklı bir insan arasındaki en büyük farklardan biri; sağlıklı insanın geleceğin korkularını ve geçmişin yükünü taşımadan, içinde bulunduğu anda herhangi bir kaygı duymaksızın nasıl mutlu yaşayacağını bilmesidir. Biz insanlar geçmiş ve geleceğin o denli etkisi altındayızdır ki; çoğu zaman çocukluğumuzun altın günlerini anarız ya da bizi en fazla keyiflendireceğini düşündüğümüz yaşamımızın bir parçasını sıkça zihnimizde tutarız. Bu durumun nedenini, o günlerin kaygısız ve hayatın sorumluluklarının omuzlarımıza henüz çökmediği günler olmasıdır. Bu nedenle geçmiş terk edilmediği, halen şimdiki zamana sızdığı için kişi hastadır. Ama şimdiyi yaşamak; hayatın anlamını kavrayarak kişinin kendi sorumluluğunu almasıdır.</p>
<p>Yıllardır hekimler ve terapistler insanların sıkıntılı zamanlarında onlara yol göstermeye çalıştılar, onların endişelerini, korkularını, üzüntülerini paylaşmak adına dinlediler ve “<strong>yanınızdayız, dilerseniz çözersiniz, yeter ki isteyin</strong>” mesajını verdiler. Terapistler için önemli olan “<strong>siz şu an sıkıntıdasınız, ben sıkıntınızı anlıyor, önemsiyor ve üzülmenizi istemiyoruz</strong>” diyebilmekti. Terapist ancak amatörce karşındaki hastanın sıkıntısını kendi sıkıntısı gibi görebilirse ve sevdiği insan olarak kabul edebilirse hastasına yardımcı olabilir, onu rahatlatabilir. Hasta terapiste, sevecen, anlayışlı, duyarlı, yakın, doğru ve olaylara bir bütün olarak bakabilme becerilerine sahip olduğunu düşündüğü için başvurur. Çünkü bir hastayı tanımak yalnızca eğitimle edinilebilecek bir özellik değildir, terapistin onunla arasında oluşan bağı yaşamasıdır, bu zamanla terapistin kişiliğinde belirli bir birikim sonucu oluşur veya oluşmaz. Bu bağlamda kuramsal bir noktaya takılmak doğru olmaz. Zen öğretisinde dendiği gibi; “<strong>senin içinde büyümedikçe o bilginin sana yararı olmaz</strong>.” Carl Gustav<strong> Jung</strong> da; “<strong>kuramlarını iyi öğren, ama yaşayan ruhun mucizesine dokunduğunda onları bir yana bırak</strong>” derken, terapide yaşanan süreçlerin kavramlar içine sokulmasının zorluğunu vurgulamıştır.</p>
<p>İnsanların ruhsal sıkıntılarını, evlilik ve cinsel sorunlarını bir kültürel oyun olarak görmeleri ve bu oyuna dışardan belli bir mesafeden bakabilme yeteneği kazanmaları çok önemlidir. “<strong>Bilgi kuvvettir</strong>” derken Bacon bunu kastetmişti. Bu yüzden ruhsal, ilişkisel ve cinsel bilgilendirme yapma çabam varoluşsal çatışmalardan kültürel kimlik sorunlarına, oradan da insanın kendini anlama ve bulmasına doğru bir yol açsın istedim. Çünkü <strong>her sorunun çözüm kaynağı kişinin içinde gizlidir.</strong></p>
<p>“<strong>Sel gider, kumu kalır</strong>” misali insanoğlu yaşadığı olayların çok azını hatırlar. Bilinç düzeyinde anılardan çok, anıların sentezleri ve çıkarımları vardır. Bazen bu çıkarımlar ve sentezler; savunma mekanizmaları ile çarpıtılmış ya da tamamen tersine dönmüş olabilir. Bazen de ham maddeleri olan anılar gibi onlar da bilinçdışına bastırılmış olabilir. Dürtüler ve bunlara karşı koymaya çalışan savunma mekanizmalarından doğan çatışma kişide gerilim yaratır. Doyurulmayı bekleyen dürtü; sosyal gerçekler, yasaklar, cezalandırılma tehditleri ile karşılaşır. Bu çatışma sonucu ortaya çıkan olgular; kaygı, suçluluk, ketlenme, utanç, evlilik sorunları, erken boşalma, iktidarsızlık, orgazm olamama veya vajinal ilişkiye izin vermeme şeklindeki cinsel işlev bozukluklarının belirtileri ve diğer patolojik kişilik özellikleridir. Terapi ile amacımız; var olan bu belirtileri hastanın ortadan kaldırabilmesi için bilinçdışındakileri bilinç alanına kazandırmak ve bunu yaparken de ego dediğimiz iradeyi güçlendirmektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.holistikpsikoterapi.org/psikoterapi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Holistik Psikoterapi</title>
		<link>http://www.holistikpsikoterapi.org/holistik-psikoterapi/</link>
		<comments>http://www.holistikpsikoterapi.org/holistik-psikoterapi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Dec 2010 13:37:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Holistik Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[bütüncül]]></category>
		<category><![CDATA[bütüncül terapi]]></category>
		<category><![CDATA[holistik]]></category>
		<category><![CDATA[holistik psikoteratpi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.holistikpsikoterapi.org/?p=6</guid>
		<description><![CDATA[“İçimde sıkıntı var, bunaltı var” “Anlamsız bir boşluk hissediyorum” “Mutlu değilim” “Sık sık ağlıyorum” “Huzursuzum” “Gerginim” “Çok sinirliyim” “Kötü bir şeyler olacak diye endişe duyuyorum” “Hayattan tat alamıyorum” “Sık sık kendimi kaybediyorum, bayılıyorum” “Hastalığımın çözümünde farklı yollar arıyorum” “Hastalığın bir kader olmadığını düşünüyorum” “Evliliğimde sorunlar yaşıyorum” “Eşimle boşanmanın eşiğine geldik” “Erken boşalıyorum” “Sertleşme sorunlarım var” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="fblike_button" style="margin: 10px 0;"><iframe src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.holistikpsikoterapi.org%2Fholistik-psikoterapi%2F&amp;layout=standard&amp;show_faces=false&amp;width=450&amp;action=like&amp;colorscheme=light" scrolling="no" frameborder="0" allowTransparency="true" style="border:none; overflow:hidden; width:450px; height:25px"></iframe></div>
<div id="_mcePaste">“İçimde sıkıntı var, bunaltı var”</div>
<div id="_mcePaste">“Anlamsız bir boşluk hissediyorum”</div>
<div id="_mcePaste">“Mutlu değilim”</div>
<div id="_mcePaste">“Sık sık ağlıyorum”</div>
<div id="_mcePaste">“Huzursuzum”</div>
<div id="_mcePaste">“Gerginim”</div>
<div id="_mcePaste">“Çok sinirliyim”</div>
<div id="_mcePaste">“Kötü bir şeyler olacak diye endişe duyuyorum”</div>
<div id="_mcePaste">“Hayattan tat alamıyorum”</div>
<div id="_mcePaste">“Sık sık kendimi kaybediyorum, bayılıyorum”</div>
<div id="_mcePaste">“Hastalığımın çözümünde farklı yollar arıyorum”</div>
<div id="_mcePaste">“Hastalığın bir kader olmadığını düşünüyorum”</div>
<div id="_mcePaste">“Evliliğimde sorunlar yaşıyorum”</div>
<div id="_mcePaste">“Eşimle boşanmanın eşiğine geldik”</div>
<div id="_mcePaste">“Erken boşalıyorum”</div>
<div id="_mcePaste">“Sertleşme sorunlarım var”</div>
<div id="_mcePaste">“Cinsel isteksizlik yaşıyorum”</div>
<div id="_mcePaste">“Cinsellikten bir şey anlamıyorum”</div>
<div id="_mcePaste">“Cinsel ilişkiye girmekten korkuyorum, kasılıyorum.”</div>
<div><span id="more-6"></span></div>
<div>Psikoterapi; bireylerin ruhsal alanda duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Bilinçli ve bilinçdışı çatışmalardan dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, psikolojik eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, ilişki çatışmalarını çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere psikoterapi diyebiliriz. Bir başka deyişle; psikoterapi; zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme gücü yetersiz kalan kişilere belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmeti sürecidir. Ya da psikoterapi zihinsel ve duygusal sorunları olan kişilerle zihinsel ve duygusal bağlantı kurularak yürütülentedavi etme bilim ve sanatıdır.</div>
<div id="_mcePaste">Psikoterapist; psikoterapi yapan; bireylerle, gruplarla, çiftlerle ya da ailelerle onların ruhsal sıkıntılarına çözüm getirmeleri için işbirliği içinde çalışan kişidir. Hekim, psikolojik danışman, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı gibi ruh sağlığı profesyonelleri psikoterapist olabilirler. Psikoterapist olmak için ilgili lisans eğitimleri alındıktan sonra ek eğitimler ve süpervizyon alınmalıdır. Bunun için klinik psikoloji ya da psikolojik danışmanlık alanlarında lisansüstü eğitim alınmış olunması asgari koşuldur. Bu eğitimler meslek hayatı boyunca devam ederler. Çünkü psikoterapi eğitimi lisans eğitimlerinde standart eğitimin parçası değildir. Bu nedenle bir ruh sağlığı profesyonelinin psikoterapist olarak hizmet verebilmesi için psikoloji konusuyla özel olarak ilgilenmesi, çalışmalar yapması ve özel eğitimler alması gereklidir. Türkiye’de psikoterapist eğitimi resmi kurumlar tarafından verilmemektedir, yani ‘’psikoterapist” unvanı verecek resmi bir kurum maalesef yoktur. Ancak Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği – CİSED gibi sivil toplum kuruluşları tarafından psikoterapi eğitimleri verilmektedir. En az 360 saat ve üzeri katılım gerektiren bu eğitimler uzun, zor ve masraflıdır. Avrupa ve Amerika’nın bazı eyaletlerinde psikoterapist olmak için tıp veya psikoloji mezunu olmak gerekmemektedir, yetkili kurumlarınca psikoterapi eğitimi alarak sınavlarında başarılı olmuş bireyler psikoterapist olabilmektedirler.</div>
<div id="_mcePaste">Holistik psikoterapi ise; ruhsal sorunlar için bütüncül bir model sunar. Bir sanat dalıdır. Psikoterapist hangi kuramla çalışırsa çalışsın amaç hep aynıdır; kişinin kendini mutlu hissetmesini ve yaşamından hoşnut olmasını sağlamak. Çünkü ruh sağlığı insanın en önemli parçalarından biridir ve tutumlarını, duygularını, davranışlarını, beden imgesini, fiziksel sağlığını, değerlerini ve de en önemlisi partneriyle ilişkisi hakkındaki hislerini yoğun bir şekilde içerir. Bu nedenle kişinin bireysel psikopatolojileri (kişilik ve kimlik sorunları), partner ve çift ilişkileri, birey olması, bireysel kalma içgüdüsü ile topluma ait olma çizgisinde kendine bir yer ararken karşılaştığı güçlükler, farklı duygu ve düşüncelerin çatışması, kişilerarası ilişkilerde yaşanan güçlükler ruhsal sorunlara yol açabilir veya ruhsal sorunların ağırlaşmasına neden olabilir, hatta ruhsal sorunlarının çözümünün önünde engeller yaratabilir. Aynı şekilde ruhsal sorunlar da bireysel psikopatolojileri ve çift sorunlarını ağırlaştırabilir, çözümünü engelleyebilir. Bu nedenle iyi bir psikoterapistin davranışçı, bilişsel, dinamik, varoluşsal, gestalt gibi bireysel psikoterapi tekniklerini ve çift terapisi tekniklerini de çok iyi bilmesi gerekir. Bu nedenle destekleyici ve eğitime dayalı yoğunlaştırılmış holistik psikoterapi yönteminin doğruluğuna inanmaktayız.</div>
<div id="_mcePaste">Semptom odaklı bireysel psikoterapi, daha çok hatalı davranışçı öğrenmeler ve bilişsel çarpıtmalardan kaynaklanan ruhsal bozukluklarının tedavisinde kullanılır. Bilinçdışı çatışmaların ve kişilik bozukluklarının neden olduğu ruhsal bozukluklarda ise bireysel psikoterapiye dinamik yaklaşımı da eklemek gerekir. Erkekleri daha çok narsisistik zeminde, kadınları ise borderline (sınır) zeminde ele alan ve dinamik yaklaşan terapist, terapinin her anında kendi kendine şu soruları sormalıdır:</div>
<div id="_mcePaste">1-Kendine özgü bir hikâyesi ve şu anda kendine özgü zihinsel uğraşları olan, bu kendine özgü danışanın, bu kendine özgü zamanda, bana bu kendine özgü şeyleri söylemesinin ya da yapmasının anlamı nedir?</div>
<div id="_mcePaste">2-Böyle davranmasının bilinçli veya bilinçdışı amaçları nedir?</div>
<div id="_mcePaste">3-Bunların ardındaki duygu yüklü fantezileri veya korkuları nelerdir?</div>
<div id="_mcePaste">Anksiyete, depresyon, sosyal fobi, panik atak, sıkıntı ve boşluk duyguları vb. ruhsal bozukluklarda, karşımıza çıkan semptomlar yani belirtiler bazen Margaret S. Mahler’in ayrılma-bireyleşme süreci olarak adlandırdığı dönemdeki başarısızlığa bağlı olabilir. Bu başarısızlık çocuktaki bireyleşme, bağımsızlaşma ve kendini gerçekleştirme eğilimlerinin anne tarafından desteklenmemesi, duygusal terkle cezalandırılması, dolayısıyla da çocuğun gerçek bir kendilik geliştirmesinin ketlenmesi sürecini ifade edebilir. Bu yüzden psikoterapist danışanda gelişmeden kalmış bu süreci tekrar canlandırmak, kişiye özgü yaratıcı ve benzersiz çözümler bulmak zorundadır. Yani terapist danışanın bireyleşmesini destekleyen gerçek bir kişi olurken; patolojik egosunun yıkıcılığıyla da danışanını yüzleştirmesi gerekebilir. Ama her şeyden önce danışan terk duygularıyla mücadele etmek için başvurduğu savunma mekanizmalarının kendisine acı verdiğini, onun için yıkıcı olduğunu bir şekilde fark etmiş ve tedaviye ihtiyacı olduğunu anlamış olmalıdır.</div>
<div id="_mcePaste">Danışan bir terapiste neden başvurur? Danışanlar tedaviye akut veya kronik güçlüklerle başvurabilirler. Akut sorunlar genellikle güncel bir ayrılıkla veya reddedilmeyle ilgilidir. Kronik güçlükleri olan vakalar ise; 20’li yaşların sonundan 40’lı yaşlara kadar değişen bir grupta yer alırlar ve çalışma yaşamı, evlilik ilişkisi ve cinsel yaşamda kronik tatminsizlik ve çatışmalar ön plandadır. Masterson’a göre; danışan bilinçdışı tarafından bağımsız ve özerk bir davranış olarak algılanan bir eylemde bulunmuştur. Buna kendilik aktivasyonu denir. Kendisi için bir şeyler yapan danışanın cezalandırıcı nesne ilişkileri parçası aktifleşir ve terk depresyonu adını verdiğimiz durumla kişi karşı karşıya kalır. Terk depresyonu yaşayan bir kişide; Masterson’ın mahşerin 6 atlısı olarak adlandırdığı; ölümcül öfke, ölümcül depresyon, korku, panik, yalnızlık, suçluluk, pasiflik (edilgenlik), çaresizlik, boşluk ve yokluk gibi duygular yaşanabilir. Kişi bu duyguları yaşamamak için savunma kalkanlarını devreye sokar. Savunmalar 4 farklı kendilik bozukluğunun (DSM-IV’e göre kişilik bozuklukları) ve kendilik bozukluğunun yansımaları olan depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk (OKB), erken boşalma, vajinismus, sosyal fobi, panik atak gibi belirtilerin yaşanmasına yol açar. Sistemi korumak için girişilen bu savunmalarla; borderline, narsisistik, şizoid-paranoid ve antisosyal kendilik bozukluklarından biri veya yansımaları sisteme hâkim olur. Bağımlı, pasif-agresif, obsesif-kompulsif ve histriyonik kendilik bozuklukları bölme savunma mekanizması ile birbirinden ayrı tutulan iyi nesne-iyi kendilik ve kötü nesne-kötü kendiliğin sisteme hakim olduğu borderline kendilik bozukluğunun alt tipleridir. Teşhirci, gizli ve değersizleştirici kendilik bozuklukları, bölme savunma mekanizması ile birbirinden ayrı tutulan kaynaşmış iyi nesne-iyi kendilik ve kötü nesne-kötü kendiliğin sisteme hâkim olduğu narsistik kendilik bozukluğunun alt tipleridir. Kaçınmalı ve gizli şizoid, şizotipal ve paranoid kendilik bozuklukları da şizoid-paranoid kendilik bozukluğunun alt tipleridir. Kendilik bozukluklarının yarattığı savunmalar yetersiz kaldığında terk depresyonuyla karşılaşma riski olan kişi, içsel boşluğunu doldurmak için eyleme vurmalar adını verdiğimiz davranışları yapmaya başlar. Uyuşturucu kullanma, rastgele cinsel ilişkide bulunma, çılgınca alışveriş yapma, kusma, hızlı ve tehlikeli araba kullanma, tarikata girme, tıkınırcasına yemek yeme gibi davranışlar eyleme vurma olarak değerlendirilebilir. Borderline kendilik bozukluklarında genellikle; yapışma türünde veya mesafe koymayla yutulma türünde savunmalar geliştirebilirler. İşte bu savunmalarla baş etmek için danışanın desteklenmesi gerekir.</div>
<div id="_mcePaste">Neden destekleyici psikoterapi? Çünkü her başarılı psikoterapi danışanın duygusal destek ve ilgi gördüğü istikrarlı bir atmosfer yaratılmasının esas olduğu destekleyici psikoterapi özelliklerini taşımalıdır. Destekleyici psikoterapi; kişide derin ego’nun mevcut savunma mekanizmalarını güçlendirmek, kontrolü sürdürmek ve bir uyum dengesi kurmak için daha etkin mekanizmalar geliştirmek amacıyla uygulanan bir tedavi yöntemidir. Kişinin hayatında yaşadığı çeşitli kriz anlarına müdahale, danışmanlık hizmetleri ve cinsel travma sonrası rehabilitasyon çalışmaları da bu çerçevede ele alınabilir. Telkin, tavsiye, cesaretlendirme, danışma, güvence verme, ortam değiştirme, yol gösterme, danışanı ikna etme, danışanın ilgilerini dış dünyaya yöneltme, dış çevreye yönelik manipülasyonlar yapma, dış dünyadaki gerçek olayların incelenmesi, duyarsızlaştırma (desensitizasyon), duygusal boşalma teknikleri, hipnoz ve ev ödevleri verme gibi destekleyici yöntemler bugün pek çok psikoterapide uygulanan yöntemlerdir. Burada terapist “yardımcı ego” rolündedir.</div>
<div id="_mcePaste">Destekleyici psikoterapide temel amaç; danışanın belirtilerini azaltmak veya ortadan kaldırmak, gerilemeli tepkileri dengelemek, sıkıntıya sebep olan çevresel faktörleri ortadan kaldırmak veya azaltmak, mümkün olduğunca istikrarlı ve işlevsel bir yaşam düzeyi oluşturmaktır. Kişilik yapısında değişiklik yapmak gibi temel bir amaç yoktur. Ayrıca terk depresyonu derinlemesine çalışılmazken; ego işlevlerindeki ve kendiliğin kendini harekete geçirme kapasitesindeki bozuklukları danışanın düzeltmesine yardımcı olunur. Terapistin görevi danışanın ger­çekliği tam olarak kavramasını sağlamaktır. Terapist, danışanını ger­çekliği nasıl algıladığı ve onunla nasıl baş etmeye çalıştığıyla ilgili yüzleştirir, böylece daha bütünsel bir gerçeklik algısını ortaya koyar ve danışanın bu alternatif algıyla özdeşleşmesini bekler.</div>
<div id="_mcePaste">Destekleyici terapi daha çok aslında ego fonksiyonları sağlam olan ancak bireyin yaşamını bozan, alışılmışın dışındaki stres faktörlerinin söz konusu olduğu ruhsal bozukluklarda kullanılır. Bu tür tedavide çeşitli sınırlamalar getirerek dürtüleri engelleme, savunmaları güçlendirme, olumlu aktarımı sürekli kılmaya çalışma gibi psikanalizin tersi yöntemler kullanılır. Danışan ve terapist karşı karşıya oturur, asla pan kullanılmaz. Terapistle danışan arasında gerçek bir ilişkinin kurulması hedef alınır. Her türlü terapide olduğu gibi destekleyici terapinin de temel dayanağı terapide işbirliği yani terapist ile danışanın, mevcut sorunları çözmek için birlikte çalışmasıdır. Çünkü danışan içindeki gücü kendini yok etmek için, kendini hasta etmek için bilinçdışı olarak kullanmaktadır. İşte bu güç danışan tarafından fark edilirse kendini yeniden var etme, kendini iyileştirme için de kullanılabilir. Yani ancak danışan terapistinin bilgilendirmesiyle kazandığı içgörü ile kendine yardımcı olabilir, kendini iyi edebilir, psikoterapist ise buna vesile olur. Bir başka deyişle, destekleyici terapinin amacı danışanın kendisini iyi etmesine yardımcı olmak için işbirliği yapmaktır.</div>
<div id="_mcePaste">Anksiyete, depresyon, takıntılar, uykusuzluk, korku, endişe, panik atak, sosyal fobi gibi terapiye başvurma nedenini oluşturan tüm belirtiler kişinin hayatında, mecazi anlamda, birer sivrisinek olabilir. İçte, bu sivrisineklerin ürediği bir bataklık vardır. Holistik psikoterapinin amacı sivrisineklerin neden ortaya çıktığını araştırarak, ruhsal ve psikolojik bilgilendirmeler yaparak, danışanın bu bataklığı bulmasına, anlamasına ve kurutmasına yardımcı olmaktır. Bu amaçla holistik manada işin içine dinamik psikoterapiyi de katmak gerekir. Danışanı dinamik anlamda 2 temele oturtabiliriz. Bunlar borderline ve narsisistik temellerdir. Erkek danışanlar daha çok narsisistik özellikler gösterirken, kadın danışanlar ise borderline özellikler gösterirler, tabi aksi durumlar da söz konusu olabilir. Borderline temeli daha çok Masterson’a ve daha az olarak Kernberg’e göre formüle ederken; narsisistik temeli ise daha çok Kohut’a ve daha az olarak da Masterson’a göre formüle etmek doğru bir yaklaşım olacaktır.</div>
<div id="_mcePaste">Danışanı borderline bir zeminde ele aldığımızda; ruhsal bozukluk ile gelen vakaların psikoterapisinde işbirliğini kurmak terapinin ilk hedefidir. Çünkü bu kişiler ileri derecede utanç, suçluluk, bedel ödeme, günahkârlık gibi duygularla ve diğer gerilemeli tepkilerle terapiye başlarlar. Danışan önce terapinin etkililiğini ve güvenirliliğini sınamaya yönelir. Terapistin bu aşamadaki temel teknik amacı yüzleştirmedir. Danışanın eskiden getirdiği savunma mekanizmaları ve davranış kalıplarının nasıl kendisine zarar verdiği ile yüzleştirilmesi ilk terapi müdahalesini oluşturur. Bu yüzleştirmeler danışanın inkâr ettiği çatışmaları bilinçli hale getirir. Bu noktada yüzleştirmelere her şeyden önce eş duyumsal bir noktadan başlanmalı, danışan ne yaşadığının anlaşıldığını iyice hissetmelidir. Terapistin danışanla samimi ilgisini koruması, güvenirliği, yüzleştirmelerinin yerindeliği, danışanın kendisini manipüle etmesine izin vermemesi, danışanı şu ya da bu şekilde kullanmaya girişmemesi de giderek danışanın terapiye olan güvenini pekiştirecek ve terapide işbirliğinin kurulmasını sağlayacaktır. Zamanla danışan yeni faaliyetlerde bulunmaya, yeni ilgi ve hobiler geliştirmeye yönelir. Danışanın bireyleşme dürtüleri harekete geçmiştir. Terapist danışanla basit ve sahici bir dostluk ilişkisine girer. Danışanın yeni ilgileri konuşulur, tartışılır, desteklenir. İş yaşamında başarı, inisiyatif alma, kendini ortaya koyabilme, iddialı olabilme, becerilerini geliştirme, yenilgi ve başarısızlıklardan ders alıp yeniden deneme vb. “hayat dersleri”, sıradan bir erişkinin zaten bildiği şeylerin aktarılmasından ibarettir. İlişkilerinde haz veren bir sürecin gelişmesi zaman alabilir ve deneyime dayanır. Terapist ev ödevleri vererek gerçek kendiliğin inisiyatif kazanmasına destek olabilir. Yeni faaliyetlere girilmesi ve yeni inisiyatiflerin kazanılması danışan için sancısız bir süreç değildir. Danışan bir taraftan coşku ve sevinç, bir taraftan korku içindedir. Danışan giderek yıllarını alan esas sorunun, kendi gerçek kendiliğini anneden ayırma ve ifade etmeye yönelik başlangıçtaki çabalarının anne desteğinden mahrum kalması olduğunu anlamaya başlar. Ortalama 6 ay içinde hastalık kontrol altına alınır. İdeal olarak terapiyi bırakma kararı danışandan gelmeli ve terapist bunu desteklemelidir. Terapist danışan ihtiyaç duyduğunda ulaşılabilir olduğu güvencesini vererek terapiyi sonlandırabilir. Bu tür bir terapi ge­nellikle danışanın günlük yaşamında çarpıcı bir düzelmeye neden olur ve ilişkilerini düzeltir. Danışanın gerçekliği kavrayışıyla birlikte kendini kavrayışı da de­ğişir. Ama altta yatan terk depresyonu hala durmaktadır. Ancak ken­dini tahrip etmeye yönelik savunmalar gerilemiş, danışanın kendini or­taya koyma kapasitesi artmıştır. Bu aşamada her danışan kendine uygun bir yöntem bularak stres dönemlerini aşacak beceriler geliştirmeye başlar. Bu sayede danışan yaşama daha fazla uyum gösterme sürecine girer. Terapist, danışan belli bir uyum düzeyini sağladıktan sonra da, krize girdiği anda geri dönebileceği bir odak olarak kalır.</div>
<div id="_mcePaste">Danışanı narsisistik zeminde ele aldığımızda ise; yüzleştirmeden ziyade narsisistik zedelenebilirlik esas olarak ele alınmalı ve yorumlanmalıdır. Narsisistik kişiliklerde söz konusu olan şişmiş sahte kendiliktir. Şişmiş sahte kendilik yani kişinin kendini aşırı önemsemesi, büyüklenmecilik ve tüm güçlülük; altta yatan öfke ve depresyona karşı bilinçdışı bir savunmadır. Bu yapıda, kendiliğin temelinde uygunsuz ve parçalanmış kendini değersiz ve güvensiz hisseden biri vardır. Narsisistik yaşam kişinin kendisinin biricikliği ve mükemmeliyeti üzerine kurulmuştur. Narsisistik kişinin yaşamındaki faaliyetler ise; başkalarının beğenisini ve hayranlığını kazanmak için girişilmiş çabalardır. Çünkü narsisistik kişilik büyüklenmeciliğini dışarıdan destekleyen insanlara ihtiyaç duyar. Şişmiş sahte kendilik gerçeklikten çok fanteziye dayanır. Masterson, narsisistik patolojiyi özellikle Mahler’in alıştırma (practicing) evresine yerleştirme eğilimindedir. Bu dönemde çocuk annenin desteği sayesinde kendini mükemmel hisseder. Ama normal gelişimde bu mükemmeliyetten vazgeçer. İşte narsist bu aşamada takılıp kalmıştır; mükemmellik yanılsamasını korur, zedelenebilirliğini inkâr eder. Masterson’a göre; narsisizim 2 yapıdan ortaya çıkar; narsisistik anneyle özdeşleşme ve narsisistik babayla özdeşleşme.</div>
<div id="_mcePaste">Narsisistik anneyle özdeşleşmede; anne duygusal olarak soğuk, sömürücü ve narsisttir. Bu anneler kendi narsisistik ihtiyaçlarını karşılamak için çocuklarından ayrılma ve bireyselleşme ihtiyaçlarını ihmal etmişler, kendi mükemmeliyetlerini aynalayan mükemmel bir çocuğa sahip olmaya çalışmışlardır. Annenin çocuğa yansıttığı bu mükemmel imgeyle özdeşleşen çocuk annesinin ve kendisinin mükemmel olduğu yanılsamasına kapıldığında, annesinin ve kendisinin eksikliğini gösteren herhangi bir yetersizlik onda depresyona neden olur. Normal çocuk gelişiminde anne çocuğun ayaklarının yere basmasını sağlamak için yerinde ve yeterli engellemeler sağlarken; narsisistik danışanların annesi bu büyüklenmeci çocuk ve tüm güçlü annenin bütünleşmesinden oluşan imgeyi korumaya çalışır. Bu kaynaşmış ortak yaşamsal ilişki sorunda narsisistik erişkin kendiliğini bir çocuk gibi tüm güçlü ve büyüklenmeci olarak algılayacaktır. Aslında bu imgenin ardından anneden ayrılıp bireyleşmeye çalışan öfkeli, yaralanmış, parçalanmış ve yetersiz bir gerçek kendilik vardır.</div>
<div id="_mcePaste">Narsisistik babayla özdeşleşmede; danışan narsisistik babayla özdeşleşir. Özellikle duygusal olarak boş ve yanıtsız bir anneyle ilişkide tatminsiz olan çocuk, depresyondan ve annesinden kurtulmak için babaya yönelir. Terk depresyona karşı mücadele etmek ve tüm güçlülüğünü korumak için annesiyle ortak yaşamsal imgesini babasına aktarır. Eğer baba narsisistik ise o zaman çocuk kendini tüm güçlü babanın bir parçası hisseder ve özdeşleşme yoluyla kendi çocuksu büyüklenmeciliğini korur. Oysa sağlıklı bir baba bu narsisistik gelişmeyi sınırlayacaktır.</div>
<div id="_mcePaste">Narsisistik danışanın terapisinde büyüklenmeci kendilik ortaya çıkabilir. Danışan mükemmel bir aynalanma ihtiyacıyla terapi ortamını idealleştirebilir. Bu nedenle narsisistik patolojisinin çözümlemesine giden yol, narsisistik zedelenebilirliğinin aynalayıcı yorumlanmasıdır.</div>
<div id="_mcePaste">Kohut’a göre daha çok nevrozlarda görülen yatay yarılma (horizontal split); bastırma savunması ile oluşan bilinç ve di­namik bilinçdışı ayrımını sağlar. Bastırmadan enerjisini alan dinamik bilinçdışı kişiliğin bastırılmış ve dolayısı ile bilinçdışı olan yanlarını barındırır. Bun­lar çatışmaya sebep olan dürtü ve arzulardır. Bu anlamda, dinamik bilinçdışı; özbenlikle zıtlaşan nesne tarafından travmatize edilen arzuların inkâr sığınağıdır. Jung’un analitik psikolojisinin ana kavramlarından biri olan özbenlik, sonsuzluğu çağrıştıran bir kavramdır. Öyle ki, sonsuz denecek kadar çeşitlilikte ve herkesin gözünün önünde, fakat o derece de gizli ve esrarengiz. Bununla birlikte, tek noktada toplanıp bütünlenen, onsuz olunamayacak bir ana madde, bir cevherdir özbenlik. Kendimizi bütünün bir parçası görüp bu bütünlük ile birleşmenin ilk adımı kendimizi tanımak ve tamamlamaktır diyor Jung; çünkü gerçekten sahip olmadığımız bir şeyi başka bir şeye dönüştüremeyiz. Unutmayalım, bildiğimizi sandığımız ego kişiliğimiz bilincimizin merkezidir fakat bilinç ve bilinçdışından oluşan tüm benliğimiz değildir. Jung, bütünleşmenin ve bireyleşmenin öneminden bahsederken bu bilinçdışımızdaki özelliklerimizi bilincimize getirmenin öneminden bahsediyordu. Buradaki bütünleşme bilinç ve bilinçdışının bütünleşmesi, bireyleşme ise kendimize ait gerçek doğamızı bulmaktır ve toplum normlarından veya toplumdan uzaklaşma anlamında değildir. Ancak kendi özbenliğimizi anladıktan sonraki aşama evrendeki her şeyin birbiri ile bağlantılı ve bir bütünlük içinde olduğunu ve kendimizin de bu bütünün bir parçası olduğunu anlamak mümkün olabilir.</div>
<div id="_mcePaste">Kohut psikopato­lojinin kökeninde bir başka yarılmanın da var olduğunu iddia eder. Bu da dikey yarılmadır (vertical split). Nevrozdan daha ağır patolojilerde görülen bu yarılmanın oluşumundan sorum­lu savunma inkârdır. İnkâr savunması, bastırmada olduğu gibi bir bilinçli-bilinçdışı ayrımına yol açmaz. Ortadan yarılan bütünün iki parçası da bilinçlidir. Ancak bu iki bilinçli parçanın arasında bir köprü yoktur. İnkâr savunması kabul edilemez bir şeyin aynı anda hem bilinmesi, hem de bilinmemesini sağlar. Dikey yarılma, kişinin ana değer­leri ile çelişkili hareket ve düşüncelere yönelmesinden sorum­ludur. İnkâr savunmasının geçerli olduğu bir kişiliğin zaman zaman ana değerleri ile çelişkili ve tutarsız sapkın davranışlara yöneldiği görülebilir. Eşcinsellik, fazla miktarda uyuşturucu madde ve alkol kullanma, ensest eğilimler, saldırganlık, adam öldürme, öfke krizleri gibi farklı formlar dikey yarığın yol açtığı dönüşmüş yapılar olabilir. İnkâr savunması kullanan kişi, etrafındakilerin bir çelişki olarak algıladıkları böyle bir durumdan rahat­sızlık duymaz. İnkâr savunması böyle bir çelişki ve tutarsızlık al­gılamasını engeller, çünkü çelişkinin iki tarafını birbirinden ayrı tutar. Örnek olarak; başarılı bir genel müdür olan Bay K; bir yandan personeline tacizde bulunurken, bir yandan da dürüstlükten dem vurabilir, sadakatten bahsedebilir ve bunu inanarak söyler. Sanki tacizi yapan o değildir. Bu durumla yüzleştirdiğimizde gülerek olayı değersizleştirebilir, çünkü tacizde bulunduğu bilgi olarak vardır, ancak yaptığı eylemin kimlik ve kişiliğine ne kadar aykırı olduğuna dair bilgisi, duygusu veya şuuru yoktur. Ama başkası bu eylemi yaptığı zaman şiddetle itiraz edebilir. Bir başka örnekte ise; heteroseksüel yaşantı içerisinde eşine sadık, namus bekçisi olan Bay M, internetten tanıştığı birisi ile eşcinsel ilişkiye girebilir, daha sonra sadakatten bahsedebilir, homofobik davranışlara girebilir. Yatay yarılmanın altında kalan arzular bastırma savunma­sı başarılı olduğu sürece bilinçli hale gelmezler; oysa dikey ya­rılmanın kişiliğin ana gövdesinden ayrı tuttuğu inkâr edilmiş olanlar belli bir zaman dilimi içinde bütünü ile bilinçli olarak yaşanırlar. Ancak dikey yarılmanın iki yanındaki bilinçlilikler birbir­lerini görmemektedirler.</div>
<div id="_mcePaste">Kohut’un ilgi alanı olan narsisistik kişiliklerin yapısında hem yatay, hem de dikey yarılma bulun­maktadır. Bu kişiliklerde kişiliğin ana sektöründen inkâr savun­ması ile ayrı tutulan büyüklenmedir. Kişiliğin ana sektöründe ise utanç ve küçük düşme duyguları ve değersizlik (öz-değer mahrumiyet­leri) bulunur. Kohut’a göre; bu kişiliklerde yatay yarılmanın bi­linçdışı kıldığı alanda depresyon ve ilkel narsisistik gereksi­nimler mevcuttur. Kohut’a göre böyle bir kişiliğinin tedavisinin ilk bölümünde, inkâr edilen ve böylece kişiliğin ana sektöründen ayrı tutulan parçalar danışana gösterilir. Bu çalışma uzunca bir süre alır. Bu parçaların kişiye tekrar tekrar gösterilmesi sonucunda, birbirin­den dikey yarık ile ayrı tutulan kişilik bölümleri bütünleşmeye başlar. Dikey yarığın ortadan kaldırılması ile ego kuvvetlenir. Ego’daki bu kuvvetlenme yatay yarığın altında kalanlara yönel­me için önemli bir avantajdır.</div>
<div id="_mcePaste">Kohut’un yatay yarık-dikey yarık ikilemine benzer bir kat­kısı suçlu insan ve trajik insan tanımlamalarıdır. Kohut’un yatay olarak yarılmış nevrotik insan için suçlu insan tanımlaması yaptığını görürüz. Zevk peşinde koşan bu insan içsel çatışmalar ve çevresel engellemeler yüzünden arzularını doyuramaz. Dikey olarak yarılmış trajik insan, önceden belir­lenmiş narsisistik gelişim sürecini çeşitli engeller yüzünden yaratıcı ve doyum verici bir şekilde yaşayamaz. Önceden belir­lenmiş narsisistik gelişim süreci çekirdek kendilik (nuclear self) özelliğidir. Çekirdek kendiliğin, yetişkinin kendiliğiyle karşılaştırıldığında ne kadar ilkel kalsa da, özellikle başta annenin olmak üzere ebeveynin zihninde, doğacak çocukla ilgili belirli umut, düş ve beklentilerinin oluşmasıyla sanal olarak başlamış bir gelişimsel sürecin son noktası olup, başlangıçtan itibaren zaten karmaşık bir yapı olduğunu anlarız. İki uçlu yapıda olduğu kavramsallaştırılan çekirdek kendilik ortaya çıkar; arkaik çekirdek hırslar bir kutbu, arkaik çekirdek idealler diğer kutbu oluşturur. Bu iki kutup arasındaki arzu (gerginlik) yayı çocuğun çekirdek beceri ve yeteneklerini arttırır, gelişmemiş beceri ve yetenekler yavaş yavaş yetişkinlerin kendi olgun kendiliklerinin üretim ve yaratımında kullandıklarına dönüşür. Çekirdek kendilik, gelişim sürecinin önceden belirlen­miş programını içinde barındıran bir tohum gibidir. Bu prog­ram, çekirdek kendiliğin narsisistik gelişiminin üç kutuplu yolunda yürüme planını içerir. Ancak, bu tohumun yeşermesini sağlayacak optimal (bir başka deyişle narsisistik olarak kolaylaştırıcı) bir durumun var olmaması trajik bir sonuca dönü­şür. Narsisistik gelişim sürecinin doğal özellikleri, büyüklenme­nin ve yüceleştirmenin abartılarına dönüşür.</div>
<div id="_mcePaste">Gerçeği, duyabildiğimiz ve görebildiğimiz tüm unsurlarıyla anlatmaya bütünlük diyoruz. Bütünlük kavramınıbütüncül sözcüğü niteler. Bütüncül sözcüğünün İngilizce’si holistic’tir ve Türkçe’de holistik biçiminde okunur. Evreni iç içe geçmiş katmanlardan oluşan bir modelle anlatan yaklaşıma holografik model diyoruz. Holografik, bütüncül anlatım demektir ve bu anlamda bütüncül (holistic) kavramını temel alır. Bütün bilim alanlarında bütüncül yaklaşımlara duyulan ilgi artmaktadır. Bu ruh sağlığı alanı için de geçerlidir. İnsanı tek bir ekole göre ele alan yaklaşımlar birçok ruh sağlığı sorununun giderilmesinde başarısız kaldığı için terapide bütüncül yaklaşıma başvurularak, var olan ekollerin danışan için en fayda verici tekniklerinin bir arada kullanıldığı yaklaşımlar her geçen gün ağırlık kazanmaktadır. Yurtdışında bir kısım hekimler tedavilerin etkilerini artırabilmek için bir takım yöntemler uygulamaktadırlar. Bunlardan dikkati çeken birisi de, yoğunlaştırılmış psikoterapi çalışmalarıdır. Bu tip uygulama yapan hekimler az sayıda danışanla yoğun bir şekilde çalışarak daha kısa sürede belirli hedeflere ulaşmayı amaçlamaktadırlar. Bu uygulama genellikle ciddi bazı cinsel ve ruhsal rahatsızlıklarda tercih edilmektedir. Özellikle ruhsal sıkıntılarda uygulanmaya çalışılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bir psikoterapi kültürü bulunduğundan ve bu kültürün toplumsal bir kabulü oluştuğundan danışan psikoterapist ilişkilerinde çok ciddi bir sorun yaşanmamaktadır. Psikoterapiste müracaat eden danışan şuurlu, bilgili ve amaçlı olarak gelmektedir. Nereye geldiğini, niçin geldiğini ve başına neler geleceğini genel anlamda değerlendirebilecek durumdadır. Dolayısıyla psikoterapi çalışmalarının uzun süreli ve zahmetli olması sorun yaratmaz. Ülkemizde ise tablo bu şekilde değildir. Psikoterapi, ülkemizde hem terapistler hem de danışanlar tarafından bilinmeyen veya çok az bilinen bir süreçtir. Bireyler ruhsal problemlerini ve sıkıntılarını geleneksel bir takım yöntemlerle halletmeye çalışırlar. Danışanlar üfürükçüye, muskacıya, medyuma, mezar ziyaretine, kurşun dökmeye, nazar savuşturmaya yönelirler. Bu şartlarda psikoterapi denen ve konuşarak sürdürülen bir tedavi şekli nasıl mümkün olacaktır? Terapist ne yapacaktır da danışan fayda görecektir? Yani Türk insanı terapistten radikal bir çözüm beklemektedir. Bu nedenle Türk insanının temel beklentilerine cevap vermeye yönelik çalışmalar yapma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. İnsanımız kısa sürede bir takım değişimler beklemekte, ücretini ödediği tedavi programının işe yaradığına ve yarayabileceğine kısa sürede inanmak istemektedir. Beklemeye tahammülü yoktur. Danışan doğru yerde olduğundan, doğru şeyi yaptığından ve hastalığının orada düzeleceğinden emin olmak istemektedir. Bu da onun en doğal hakkıdır. Destekleyici ve eğitime dayalı yoğunlaştırılmış holistik psikoterapi sürecinde kişiye bu taleplerinin gerçekleştirilebileceği gösterilir ve buna inandırılırsa, tedaviye olan inanç artmakta, tedavi işbirliği devam etmekte ve tedaviyi terk etme oranı çok azalmaktadır.</div>
<p>“İçimde sıkıntı var, bunaltı var”“Anlamsız bir boşluk hissediyorum”“Mutlu değilim”“Sık sık ağlıyorum”“Huzursuzum”“Gerginim”“Çok sinirliyim”“Kötü bir şeyler olacak diye endişe duyuyorum”“Hayattan tat alamıyorum”“Sık sık kendimi kaybediyorum, bayılıyorum”“Hastalığımın çözümünde farklı yollar arıyorum”“Hastalığın bir kader olmadığını düşünüyorum”“Evliliğimde sorunlar yaşıyorum”“Eşimle boşanmanın eşiğine geldik”“Erken boşalıyorum”“Sertleşme sorunlarım var”“Cinsel isteksizlik yaşıyorum”“Cinsellikten bir şey anlamıyorum”“Cinsel ilişkiye girmekten korkuyorum, kasılıyorum.”</p>
<p>Psikoterapi; bireylerin ruhsal alanda duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır. Bilinçli ve bilinçdışı çatışmalardan dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, psikolojik eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, ilişki çatışmalarını çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak için kullanılan tüm teknik ve yöntemlere psikoterapi diyebiliriz. Bir başka deyişle; psikoterapi; zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme gücü yetersiz kalan kişilere belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmeti sürecidir. Ya da psikoterapi zihinsel ve duygusal sorunları olan kişilerle zihinsel ve duygusal bağlantı kurularak yürütülentedavi etme bilim ve sanatıdır.<br />
Psikoterapist; psikoterapi yapan; bireylerle, gruplarla, çiftlerle ya da ailelerle onların ruhsal sıkıntılarına çözüm getirmeleri için işbirliği içinde çalışan kişidir. Hekim, psikolojik danışman, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı gibi ruh sağlığı profesyonelleri psikoterapist olabilirler. Psikoterapist olmak için ilgili lisans eğitimleri alındıktan sonra ek eğitimler ve süpervizyon alınmalıdır. Bunun için klinik psikoloji ya da psikolojik danışmanlık alanlarında lisansüstü eğitim alınmış olunması asgari koşuldur. Bu eğitimler meslek hayatı boyunca devam ederler. Çünkü psikoterapi eğitimi lisans eğitimlerinde standart eğitimin parçası değildir. Bu nedenle bir ruh sağlığı profesyonelinin psikoterapist olarak hizmet verebilmesi için psikoloji konusuyla özel olarak ilgilenmesi, çalışmalar yapması ve özel eğitimler alması gereklidir. Türkiye’de psikoterapist eğitimi resmi kurumlar tarafından verilmemektedir, yani ‘’psikoterapist” unvanı verecek resmi bir kurum maalesef yoktur. Ancak Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği – CİSED gibi sivil toplum kuruluşları tarafından psikoterapi eğitimleri verilmektedir. En az 360 saat ve üzeri katılım gerektiren bu eğitimler uzun, zor ve masraflıdır. Avrupa ve Amerika’nın bazı eyaletlerinde psikoterapist olmak için tıp veya psikoloji mezunu olmak gerekmemektedir, yetkili kurumlarınca psikoterapi eğitimi alarak sınavlarında başarılı olmuş bireyler psikoterapist olabilmektedirler.<br />
Holistik psikoterapi ise; ruhsal sorunlar için bütüncül bir model sunar. Bir sanat dalıdır. Psikoterapist hangi kuramla çalışırsa çalışsın amaç hep aynıdır; kişinin kendini mutlu hissetmesini ve yaşamından hoşnut olmasını sağlamak. Çünkü ruh sağlığı insanın en önemli parçalarından biridir ve tutumlarını, duygularını, davranışlarını, beden imgesini, fiziksel sağlığını, değerlerini ve de en önemlisi partneriyle ilişkisi hakkındaki hislerini yoğun bir şekilde içerir. Bu nedenle kişinin bireysel psikopatolojileri (kişilik ve kimlik sorunları), partner ve çift ilişkileri, birey olması, bireysel kalma içgüdüsü ile topluma ait olma çizgisinde kendine bir yer ararken karşılaştığı güçlükler, farklı duygu ve düşüncelerin çatışması, kişilerarası ilişkilerde yaşanan güçlükler ruhsal sorunlara yol açabilir veya ruhsal sorunların ağırlaşmasına neden olabilir, hatta ruhsal sorunlarının çözümünün önünde engeller yaratabilir. Aynı şekilde ruhsal sorunlar da bireysel psikopatolojileri ve çift sorunlarını ağırlaştırabilir, çözümünü engelleyebilir. Bu nedenle iyi bir psikoterapistin davranışçı, bilişsel, dinamik, varoluşsal, gestalt gibi bireysel psikoterapi tekniklerini ve çift terapisi tekniklerini de çok iyi bilmesi gerekir. Bu nedenle destekleyici ve eğitime dayalı yoğunlaştırılmış holistik psikoterapi yönteminin doğruluğuna inanmaktayız.<br />
Semptom odaklı bireysel psikoterapi, daha çok hatalı davranışçı öğrenmeler ve bilişsel çarpıtmalardan kaynaklanan ruhsal bozukluklarının tedavisinde kullanılır. Bilinçdışı çatışmaların ve kişilik bozukluklarının neden olduğu ruhsal bozukluklarda ise bireysel psikoterapiye dinamik yaklaşımı da eklemek gerekir. Erkekleri daha çok narsisistik zeminde, kadınları ise borderline (sınır) zeminde ele alan ve dinamik yaklaşan terapist, terapinin her anında kendi kendine şu soruları sormalıdır:<br />
1-Kendine özgü bir hikâyesi ve şu anda kendine özgü zihinsel uğraşları olan, bu kendine özgü danışanın, bu kendine özgü zamanda, bana bu kendine özgü şeyleri söylemesinin ya da yapmasının anlamı nedir?<br />
2-Böyle davranmasının bilinçli veya bilinçdışı amaçları nedir?<br />
3-Bunların ardındaki duygu yüklü fantezileri veya korkuları nelerdir?<br />
Anksiyete, depresyon, sosyal fobi, panik atak, sıkıntı ve boşluk duyguları vb. ruhsal bozukluklarda, karşımıza çıkan semptomlar yani belirtiler bazen Margaret S. Mahler’in ayrılma-bireyleşme süreci olarak adlandırdığı dönemdeki başarısızlığa bağlı olabilir. Bu başarısızlık çocuktaki bireyleşme, bağımsızlaşma ve kendini gerçekleştirme eğilimlerinin anne tarafından desteklenmemesi, duygusal terkle cezalandırılması, dolayısıyla da çocuğun gerçek bir kendilik geliştirmesinin ketlenmesi sürecini ifade edebilir. Bu yüzden psikoterapist danışanda gelişmeden kalmış bu süreci tekrar canlandırmak, kişiye özgü yaratıcı ve benzersiz çözümler bulmak zorundadır. Yani terapist danışanın bireyleşmesini destekleyen gerçek bir kişi olurken; patolojik egosunun yıkıcılığıyla da danışanını yüzleştirmesi gerekebilir. Ama her şeyden önce danışan terk duygularıyla mücadele etmek için başvurduğu savunma mekanizmalarının kendisine acı verdiğini, onun için yıkıcı olduğunu bir şekilde fark etmiş ve tedaviye ihtiyacı olduğunu anlamış olmalıdır.<br />
Danışan bir terapiste neden başvurur? Danışanlar tedaviye akut veya kronik güçlüklerle başvurabilirler. Akut sorunlar genellikle güncel bir ayrılıkla veya reddedilmeyle ilgilidir. Kronik güçlükleri olan vakalar ise; 20’li yaşların sonundan 40’lı yaşlara kadar değişen bir grupta yer alırlar ve çalışma yaşamı, evlilik ilişkisi ve cinsel yaşamda kronik tatminsizlik ve çatışmalar ön plandadır. Masterson’a göre; danışan bilinçdışı tarafından bağımsız ve özerk bir davranış olarak algılanan bir eylemde bulunmuştur. Buna kendilik aktivasyonu denir. Kendisi için bir şeyler yapan danışanın cezalandırıcı nesne ilişkileri parçası aktifleşir ve terk depresyonu adını verdiğimiz durumla kişi karşı karşıya kalır. Terk depresyonu yaşayan bir kişide; Masterson’ın mahşerin 6 atlısı olarak adlandırdığı; ölümcül öfke, ölümcül depresyon, korku, panik, yalnızlık, suçluluk, pasiflik (edilgenlik), çaresizlik, boşluk ve yokluk gibi duygular yaşanabilir. Kişi bu duyguları yaşamamak için savunma kalkanlarını devreye sokar. Savunmalar 4 farklı kendilik bozukluğunun (DSM-IV’e göre kişilik bozuklukları) ve kendilik bozukluğunun yansımaları olan depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk (OKB), erken boşalma, vajinismus, sosyal fobi, panik atak gibi belirtilerin yaşanmasına yol açar. Sistemi korumak için girişilen bu savunmalarla; borderline, narsisistik, şizoid-paranoid ve antisosyal kendilik bozukluklarından biri veya yansımaları sisteme hâkim olur. Bağımlı, pasif-agresif, obsesif-kompulsif ve histriyonik kendilik bozuklukları bölme savunma mekanizması ile birbirinden ayrı tutulan iyi nesne-iyi kendilik ve kötü nesne-kötü kendiliğin sisteme hakim olduğu borderline kendilik bozukluğunun alt tipleridir. Teşhirci, gizli ve değersizleştirici kendilik bozuklukları, bölme savunma mekanizması ile birbirinden ayrı tutulan kaynaşmış iyi nesne-iyi kendilik ve kötü nesne-kötü kendiliğin sisteme hâkim olduğu narsistik kendilik bozukluğunun alt tipleridir. Kaçınmalı ve gizli şizoid, şizotipal ve paranoid kendilik bozuklukları da şizoid-paranoid kendilik bozukluğunun alt tipleridir. Kendilik bozukluklarının yarattığı savunmalar yetersiz kaldığında terk depresyonuyla karşılaşma riski olan kişi, içsel boşluğunu doldurmak için eyleme vurmalar adını verdiğimiz davranışları yapmaya başlar. Uyuşturucu kullanma, rastgele cinsel ilişkide bulunma, çılgınca alışveriş yapma, kusma, hızlı ve tehlikeli araba kullanma, tarikata girme, tıkınırcasına yemek yeme gibi davranışlar eyleme vurma olarak değerlendirilebilir. Borderline kendilik bozukluklarında genellikle; yapışma türünde veya mesafe koymayla yutulma türünde savunmalar geliştirebilirler. İşte bu savunmalarla baş etmek için danışanın desteklenmesi gerekir.<br />
Neden destekleyici psikoterapi? Çünkü her başarılı psikoterapi danışanın duygusal destek ve ilgi gördüğü istikrarlı bir atmosfer yaratılmasının esas olduğu destekleyici psikoterapi özelliklerini taşımalıdır. Destekleyici psikoterapi; kişide derin ego’nun mevcut savunma mekanizmalarını güçlendirmek, kontrolü sürdürmek ve bir uyum dengesi kurmak için daha etkin mekanizmalar geliştirmek amacıyla uygulanan bir tedavi yöntemidir. Kişinin hayatında yaşadığı çeşitli kriz anlarına müdahale, danışmanlık hizmetleri ve cinsel travma sonrası rehabilitasyon çalışmaları da bu çerçevede ele alınabilir. Telkin, tavsiye, cesaretlendirme, danışma, güvence verme, ortam değiştirme, yol gösterme, danışanı ikna etme, danışanın ilgilerini dış dünyaya yöneltme, dış çevreye yönelik manipülasyonlar yapma, dış dünyadaki gerçek olayların incelenmesi, duyarsızlaştırma (desensitizasyon), duygusal boşalma teknikleri, hipnoz ve ev ödevleri verme gibi destekleyici yöntemler bugün pek çok psikoterapide uygulanan yöntemlerdir. Burada terapist “yardımcı ego” rolündedir.<br />
Destekleyici psikoterapide temel amaç; danışanın belirtilerini azaltmak veya ortadan kaldırmak, gerilemeli tepkileri dengelemek, sıkıntıya sebep olan çevresel faktörleri ortadan kaldırmak veya azaltmak, mümkün olduğunca istikrarlı ve işlevsel bir yaşam düzeyi oluşturmaktır. Kişilik yapısında değişiklik yapmak gibi temel bir amaç yoktur. Ayrıca terk depresyonu derinlemesine çalışılmazken; ego işlevlerindeki ve kendiliğin kendini harekete geçirme kapasitesindeki bozuklukları danışanın düzeltmesine yardımcı olunur. Terapistin görevi danışanın ger­çekliği tam olarak kavramasını sağlamaktır. Terapist, danışanını ger­çekliği nasıl algıladığı ve onunla nasıl baş etmeye çalıştığıyla ilgili yüzleştirir, böylece daha bütünsel bir gerçeklik algısını ortaya koyar ve danışanın bu alternatif algıyla özdeşleşmesini bekler.<br />
Destekleyici terapi daha çok aslında ego fonksiyonları sağlam olan ancak bireyin yaşamını bozan, alışılmışın dışındaki stres faktörlerinin söz konusu olduğu ruhsal bozukluklarda kullanılır. Bu tür tedavide çeşitli sınırlamalar getirerek dürtüleri engelleme, savunmaları güçlendirme, olumlu aktarımı sürekli kılmaya çalışma gibi psikanalizin tersi yöntemler kullanılır. Danışan ve terapist karşı karşıya oturur, asla pan kullanılmaz. Terapistle danışan arasında gerçek bir ilişkinin kurulması hedef alınır. Her türlü terapide olduğu gibi destekleyici terapinin de temel dayanağı terapide işbirliği yani terapist ile danışanın, mevcut sorunları çözmek için birlikte çalışmasıdır. Çünkü danışan içindeki gücü kendini yok etmek için, kendini hasta etmek için bilinçdışı olarak kullanmaktadır. İşte bu güç danışan tarafından fark edilirse kendini yeniden var etme, kendini iyileştirme için de kullanılabilir. Yani ancak danışan terapistinin bilgilendirmesiyle kazandığı içgörü ile kendine yardımcı olabilir, kendini iyi edebilir, psikoterapist ise buna vesile olur. Bir başka deyişle, destekleyici terapinin amacı danışanın kendisini iyi etmesine yardımcı olmak için işbirliği yapmaktır.<br />
Anksiyete, depresyon, takıntılar, uykusuzluk, korku, endişe, panik atak, sosyal fobi gibi terapiye başvurma nedenini oluşturan tüm belirtiler kişinin hayatında, mecazi anlamda, birer sivrisinek olabilir. İçte, bu sivrisineklerin ürediği bir bataklık vardır. Holistik psikoterapinin amacı sivrisineklerin neden ortaya çıktığını araştırarak, ruhsal ve psikolojik bilgilendirmeler yaparak, danışanın bu bataklığı bulmasına, anlamasına ve kurutmasına yardımcı olmaktır. Bu amaçla holistik manada işin içine dinamik psikoterapiyi de katmak gerekir. Danışanı dinamik anlamda 2 temele oturtabiliriz. Bunlar borderline ve narsisistik temellerdir. Erkek danışanlar daha çok narsisistik özellikler gösterirken, kadın danışanlar ise borderline özellikler gösterirler, tabi aksi durumlar da söz konusu olabilir. Borderline temeli daha çok Masterson’a ve daha az olarak Kernberg’e göre formüle ederken; narsisistik temeli ise daha çok Kohut’a ve daha az olarak da Masterson’a göre formüle etmek doğru bir yaklaşım olacaktır.<br />
Danışanı borderline bir zeminde ele aldığımızda; ruhsal bozukluk ile gelen vakaların psikoterapisinde işbirliğini kurmak terapinin ilk hedefidir. Çünkü bu kişiler ileri derecede utanç, suçluluk, bedel ödeme, günahkârlık gibi duygularla ve diğer gerilemeli tepkilerle terapiye başlarlar. Danışan önce terapinin etkililiğini ve güvenirliliğini sınamaya yönelir. Terapistin bu aşamadaki temel teknik amacı yüzleştirmedir. Danışanın eskiden getirdiği savunma mekanizmaları ve davranış kalıplarının nasıl kendisine zarar verdiği ile yüzleştirilmesi ilk terapi müdahalesini oluşturur. Bu yüzleştirmeler danışanın inkâr ettiği çatışmaları bilinçli hale getirir. Bu noktada yüzleştirmelere her şeyden önce eş duyumsal bir noktadan başlanmalı, danışan ne yaşadığının anlaşıldığını iyice hissetmelidir. Terapistin danışanla samimi ilgisini koruması, güvenirliği, yüzleştirmelerinin yerindeliği, danışanın kendisini manipüle etmesine izin vermemesi, danışanı şu ya da bu şekilde kullanmaya girişmemesi de giderek danışanın terapiye olan güvenini pekiştirecek ve terapide işbirliğinin kurulmasını sağlayacaktır. Zamanla danışan yeni faaliyetlerde bulunmaya, yeni ilgi ve hobiler geliştirmeye yönelir. Danışanın bireyleşme dürtüleri harekete geçmiştir. Terapist danışanla basit ve sahici bir dostluk ilişkisine girer. Danışanın yeni ilgileri konuşulur, tartışılır, desteklenir. İş yaşamında başarı, inisiyatif alma, kendini ortaya koyabilme, iddialı olabilme, becerilerini geliştirme, yenilgi ve başarısızlıklardan ders alıp yeniden deneme vb. “hayat dersleri”, sıradan bir erişkinin zaten bildiği şeylerin aktarılmasından ibarettir. İlişkilerinde haz veren bir sürecin gelişmesi zaman alabilir ve deneyime dayanır. Terapist ev ödevleri vererek gerçek kendiliğin inisiyatif kazanmasına destek olabilir. Yeni faaliyetlere girilmesi ve yeni inisiyatiflerin kazanılması danışan için sancısız bir süreç değildir. Danışan bir taraftan coşku ve sevinç, bir taraftan korku içindedir. Danışan giderek yıllarını alan esas sorunun, kendi gerçek kendiliğini anneden ayırma ve ifade etmeye yönelik başlangıçtaki çabalarının anne desteğinden mahrum kalması olduğunu anlamaya başlar. Ortalama 6 ay içinde hastalık kontrol altına alınır. İdeal olarak terapiyi bırakma kararı danışandan gelmeli ve terapist bunu desteklemelidir. Terapist danışan ihtiyaç duyduğunda ulaşılabilir olduğu güvencesini vererek terapiyi sonlandırabilir. Bu tür bir terapi ge­nellikle danışanın günlük yaşamında çarpıcı bir düzelmeye neden olur ve ilişkilerini düzeltir. Danışanın gerçekliği kavrayışıyla birlikte kendini kavrayışı da de­ğişir. Ama altta yatan terk depresyonu hala durmaktadır. Ancak ken­dini tahrip etmeye yönelik savunmalar gerilemiş, danışanın kendini or­taya koyma kapasitesi artmıştır. Bu aşamada her danışan kendine uygun bir yöntem bularak stres dönemlerini aşacak beceriler geliştirmeye başlar. Bu sayede danışan yaşama daha fazla uyum gösterme sürecine girer. Terapist, danışan belli bir uyum düzeyini sağladıktan sonra da, krize girdiği anda geri dönebileceği bir odak olarak kalır.<br />
Danışanı narsisistik zeminde ele aldığımızda ise; yüzleştirmeden ziyade narsisistik zedelenebilirlik esas olarak ele alınmalı ve yorumlanmalıdır. Narsisistik kişiliklerde söz konusu olan şişmiş sahte kendiliktir. Şişmiş sahte kendilik yani kişinin kendini aşırı önemsemesi, büyüklenmecilik ve tüm güçlülük; altta yatan öfke ve depresyona karşı bilinçdışı bir savunmadır. Bu yapıda, kendiliğin temelinde uygunsuz ve parçalanmış kendini değersiz ve güvensiz hisseden biri vardır. Narsisistik yaşam kişinin kendisinin biricikliği ve mükemmeliyeti üzerine kurulmuştur. Narsisistik kişinin yaşamındaki faaliyetler ise; başkalarının beğenisini ve hayranlığını kazanmak için girişilmiş çabalardır. Çünkü narsisistik kişilik büyüklenmeciliğini dışarıdan destekleyen insanlara ihtiyaç duyar. Şişmiş sahte kendilik gerçeklikten çok fanteziye dayanır. Masterson, narsisistik patolojiyi özellikle Mahler’in alıştırma (practicing) evresine yerleştirme eğilimindedir. Bu dönemde çocuk annenin desteği sayesinde kendini mükemmel hisseder. Ama normal gelişimde bu mükemmeliyetten vazgeçer. İşte narsist bu aşamada takılıp kalmıştır; mükemmellik yanılsamasını korur, zedelenebilirliğini inkâr eder. Masterson’a göre; narsisizim 2 yapıdan ortaya çıkar; narsisistik anneyle özdeşleşme ve narsisistik babayla özdeşleşme.<br />
Narsisistik anneyle özdeşleşmede; anne duygusal olarak soğuk, sömürücü ve narsisttir. Bu anneler kendi narsisistik ihtiyaçlarını karşılamak için çocuklarından ayrılma ve bireyselleşme ihtiyaçlarını ihmal etmişler, kendi mükemmeliyetlerini aynalayan mükemmel bir çocuğa sahip olmaya çalışmışlardır. Annenin çocuğa yansıttığı bu mükemmel imgeyle özdeşleşen çocuk annesinin ve kendisinin mükemmel olduğu yanılsamasına kapıldığında, annesinin ve kendisinin eksikliğini gösteren herhangi bir yetersizlik onda depresyona neden olur. Normal çocuk gelişiminde anne çocuğun ayaklarının yere basmasını sağlamak için yerinde ve yeterli engellemeler sağlarken; narsisistik danışanların annesi bu büyüklenmeci çocuk ve tüm güçlü annenin bütünleşmesinden oluşan imgeyi korumaya çalışır. Bu kaynaşmış ortak yaşamsal ilişki sorunda narsisistik erişkin kendiliğini bir çocuk gibi tüm güçlü ve büyüklenmeci olarak algılayacaktır. Aslında bu imgenin ardından anneden ayrılıp bireyleşmeye çalışan öfkeli, yaralanmış, parçalanmış ve yetersiz bir gerçek kendilik vardır.<br />
Narsisistik babayla özdeşleşmede; danışan narsisistik babayla özdeşleşir. Özellikle duygusal olarak boş ve yanıtsız bir anneyle ilişkide tatminsiz olan çocuk, depresyondan ve annesinden kurtulmak için babaya yönelir. Terk depresyona karşı mücadele etmek ve tüm güçlülüğünü korumak için annesiyle ortak yaşamsal imgesini babasına aktarır. Eğer baba narsisistik ise o zaman çocuk kendini tüm güçlü babanın bir parçası hisseder ve özdeşleşme yoluyla kendi çocuksu büyüklenmeciliğini korur. Oysa sağlıklı bir baba bu narsisistik gelişmeyi sınırlayacaktır.<br />
Narsisistik danışanın terapisinde büyüklenmeci kendilik ortaya çıkabilir. Danışan mükemmel bir aynalanma ihtiyacıyla terapi ortamını idealleştirebilir. Bu nedenle narsisistik patolojisinin çözümlemesine giden yol, narsisistik zedelenebilirliğinin aynalayıcı yorumlanmasıdır.<br />
Kohut’a göre daha çok nevrozlarda görülen yatay yarılma (horizontal split); bastırma savunması ile oluşan bilinç ve di­namik bilinçdışı ayrımını sağlar. Bastırmadan enerjisini alan dinamik bilinçdışı kişiliğin bastırılmış ve dolayısı ile bilinçdışı olan yanlarını barındırır. Bun­lar çatışmaya sebep olan dürtü ve arzulardır. Bu anlamda, dinamik bilinçdışı; özbenlikle zıtlaşan nesne tarafından travmatize edilen arzuların inkâr sığınağıdır. Jung’un analitik psikolojisinin ana kavramlarından biri olan özbenlik, sonsuzluğu çağrıştıran bir kavramdır. Öyle ki, sonsuz denecek kadar çeşitlilikte ve herkesin gözünün önünde, fakat o derece de gizli ve esrarengiz. Bununla birlikte, tek noktada toplanıp bütünlenen, onsuz olunamayacak bir ana madde, bir cevherdir özbenlik. Kendimizi bütünün bir parçası görüp bu bütünlük ile birleşmenin ilk adımı kendimizi tanımak ve tamamlamaktır diyor Jung; çünkü gerçekten sahip olmadığımız bir şeyi başka bir şeye dönüştüremeyiz. Unutmayalım, bildiğimizi sandığımız ego kişiliğimiz bilincimizin merkezidir fakat bilinç ve bilinçdışından oluşan tüm benliğimiz değildir. Jung, bütünleşmenin ve bireyleşmenin öneminden bahsederken bu bilinçdışımızdaki özelliklerimizi bilincimize getirmenin öneminden bahsediyordu. Buradaki bütünleşme bilinç ve bilinçdışının bütünleşmesi, bireyleşme ise kendimize ait gerçek doğamızı bulmaktır ve toplum normlarından veya toplumdan uzaklaşma anlamında değildir. Ancak kendi özbenliğimizi anladıktan sonraki aşama evrendeki her şeyin birbiri ile bağlantılı ve bir bütünlük içinde olduğunu ve kendimizin de bu bütünün bir parçası olduğunu anlamak mümkün olabilir.<br />
Kohut psikopato­lojinin kökeninde bir başka yarılmanın da var olduğunu iddia eder. Bu da dikey yarılmadır (vertical split). Nevrozdan daha ağır patolojilerde görülen bu yarılmanın oluşumundan sorum­lu savunma inkârdır. İnkâr savunması, bastırmada olduğu gibi bir bilinçli-bilinçdışı ayrımına yol açmaz. Ortadan yarılan bütünün iki parçası da bilinçlidir. Ancak bu iki bilinçli parçanın arasında bir köprü yoktur. İnkâr savunması kabul edilemez bir şeyin aynı anda hem bilinmesi, hem de bilinmemesini sağlar. Dikey yarılma, kişinin ana değer­leri ile çelişkili hareket ve düşüncelere yönelmesinden sorum­ludur. İnkâr savunmasının geçerli olduğu bir kişiliğin zaman zaman ana değerleri ile çelişkili ve tutarsız sapkın davranışlara yöneldiği görülebilir. Eşcinsellik, fazla miktarda uyuşturucu madde ve alkol kullanma, ensest eğilimler, saldırganlık, adam öldürme, öfke krizleri gibi farklı formlar dikey yarığın yol açtığı dönüşmüş yapılar olabilir. İnkâr savunması kullanan kişi, etrafındakilerin bir çelişki olarak algıladıkları böyle bir durumdan rahat­sızlık duymaz. İnkâr savunması böyle bir çelişki ve tutarsızlık al­gılamasını engeller, çünkü çelişkinin iki tarafını birbirinden ayrı tutar. Örnek olarak; başarılı bir genel müdür olan Bay K; bir yandan personeline tacizde bulunurken, bir yandan da dürüstlükten dem vurabilir, sadakatten bahsedebilir ve bunu inanarak söyler. Sanki tacizi yapan o değildir. Bu durumla yüzleştirdiğimizde gülerek olayı değersizleştirebilir, çünkü tacizde bulunduğu bilgi olarak vardır, ancak yaptığı eylemin kimlik ve kişiliğine ne kadar aykırı olduğuna dair bilgisi, duygusu veya şuuru yoktur. Ama başkası bu eylemi yaptığı zaman şiddetle itiraz edebilir. Bir başka örnekte ise; heteroseksüel yaşantı içerisinde eşine sadık, namus bekçisi olan Bay M, internetten tanıştığı birisi ile eşcinsel ilişkiye girebilir, daha sonra sadakatten bahsedebilir, homofobik davranışlara girebilir. Yatay yarılmanın altında kalan arzular bastırma savunma­sı başarılı olduğu sürece bilinçli hale gelmezler; oysa dikey ya­rılmanın kişiliğin ana gövdesinden ayrı tuttuğu inkâr edilmiş olanlar belli bir zaman dilimi içinde bütünü ile bilinçli olarak yaşanırlar. Ancak dikey yarılmanın iki yanındaki bilinçlilikler birbir­lerini görmemektedirler.<br />
Kohut’un ilgi alanı olan narsisistik kişiliklerin yapısında hem yatay, hem de dikey yarılma bulun­maktadır. Bu kişiliklerde kişiliğin ana sektöründen inkâr savun­ması ile ayrı tutulan büyüklenmedir. Kişiliğin ana sektöründe ise utanç ve küçük düşme duyguları ve değersizlik (öz-değer mahrumiyet­leri) bulunur. Kohut’a göre; bu kişiliklerde yatay yarılmanın bi­linçdışı kıldığı alanda depresyon ve ilkel narsisistik gereksi­nimler mevcuttur. Kohut’a göre böyle bir kişiliğinin tedavisinin ilk bölümünde, inkâr edilen ve böylece kişiliğin ana sektöründen ayrı tutulan parçalar danışana gösterilir. Bu çalışma uzunca bir süre alır. Bu parçaların kişiye tekrar tekrar gösterilmesi sonucunda, birbirin­den dikey yarık ile ayrı tutulan kişilik bölümleri bütünleşmeye başlar. Dikey yarığın ortadan kaldırılması ile ego kuvvetlenir. Ego’daki bu kuvvetlenme yatay yarığın altında kalanlara yönel­me için önemli bir avantajdır.<br />
Kohut’un yatay yarık-dikey yarık ikilemine benzer bir kat­kısı suçlu insan ve trajik insan tanımlamalarıdır. Kohut’un yatay olarak yarılmış nevrotik insan için suçlu insan tanımlaması yaptığını görürüz. Zevk peşinde koşan bu insan içsel çatışmalar ve çevresel engellemeler yüzünden arzularını doyuramaz. Dikey olarak yarılmış trajik insan, önceden belir­lenmiş narsisistik gelişim sürecini çeşitli engeller yüzünden yaratıcı ve doyum verici bir şekilde yaşayamaz. Önceden belir­lenmiş narsisistik gelişim süreci çekirdek kendilik (nuclear self) özelliğidir. Çekirdek kendiliğin, yetişkinin kendiliğiyle karşılaştırıldığında ne kadar ilkel kalsa da, özellikle başta annenin olmak üzere ebeveynin zihninde, doğacak çocukla ilgili belirli umut, düş ve beklentilerinin oluşmasıyla sanal olarak başlamış bir gelişimsel sürecin son noktası olup, başlangıçtan itibaren zaten karmaşık bir yapı olduğunu anlarız. İki uçlu yapıda olduğu kavramsallaştırılan çekirdek kendilik ortaya çıkar; arkaik çekirdek hırslar bir kutbu, arkaik çekirdek idealler diğer kutbu oluşturur. Bu iki kutup arasındaki arzu (gerginlik) yayı çocuğun çekirdek beceri ve yeteneklerini arttırır, gelişmemiş beceri ve yetenekler yavaş yavaş yetişkinlerin kendi olgun kendiliklerinin üretim ve yaratımında kullandıklarına dönüşür. Çekirdek kendilik, gelişim sürecinin önceden belirlen­miş programını içinde barındıran bir tohum gibidir. Bu prog­ram, çekirdek kendiliğin narsisistik gelişiminin üç kutuplu yolunda yürüme planını içerir. Ancak, bu tohumun yeşermesini sağlayacak optimal (bir başka deyişle narsisistik olarak kolaylaştırıcı) bir durumun var olmaması trajik bir sonuca dönü­şür. Narsisistik gelişim sürecinin doğal özellikleri, büyüklenme­nin ve yüceleştirmenin abartılarına dönüşür.<br />
Gerçeği, duyabildiğimiz ve görebildiğimiz tüm unsurlarıyla anlatmaya bütünlük diyoruz. Bütünlük kavramınıbütüncül sözcüğü niteler. Bütüncül sözcüğünün İngilizce’si holistic’tir ve Türkçe’de holistik biçiminde okunur. Evreni iç içe geçmiş katmanlardan oluşan bir modelle anlatan yaklaşıma holografik model diyoruz. Holografik, bütüncül anlatım demektir ve bu anlamda bütüncül (holistic) kavramını temel alır. Bütün bilim alanlarında bütüncül yaklaşımlara duyulan ilgi artmaktadır. Bu ruh sağlığı alanı için de geçerlidir. İnsanı tek bir ekole göre ele alan yaklaşımlar birçok ruh sağlığı sorununun giderilmesinde başarısız kaldığı için terapide bütüncül yaklaşıma başvurularak, var olan ekollerin danışan için en fayda verici tekniklerinin bir arada kullanıldığı yaklaşımlar her geçen gün ağırlık kazanmaktadır. Yurtdışında bir kısım hekimler tedavilerin etkilerini artırabilmek için bir takım yöntemler uygulamaktadırlar. Bunlardan dikkati çeken birisi de, yoğunlaştırılmış psikoterapi çalışmalarıdır. Bu tip uygulama yapan hekimler az sayıda danışanla yoğun bir şekilde çalışarak daha kısa sürede belirli hedeflere ulaşmayı amaçlamaktadırlar. Bu uygulama genellikle ciddi bazı cinsel ve ruhsal rahatsızlıklarda tercih edilmektedir. Özellikle ruhsal sıkıntılarda uygulanmaya çalışılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bir psikoterapi kültürü bulunduğundan ve bu kültürün toplumsal bir kabulü oluştuğundan danışan psikoterapist ilişkilerinde çok ciddi bir sorun yaşanmamaktadır. Psikoterapiste müracaat eden danışan şuurlu, bilgili ve amaçlı olarak gelmektedir. Nereye geldiğini, niçin geldiğini ve başına neler geleceğini genel anlamda değerlendirebilecek durumdadır. Dolayısıyla psikoterapi çalışmalarının uzun süreli ve zahmetli olması sorun yaratmaz. Ülkemizde ise tablo bu şekilde değildir. Psikoterapi, ülkemizde hem terapistler hem de danışanlar tarafından bilinmeyen veya çok az bilinen bir süreçtir. Bireyler ruhsal problemlerini ve sıkıntılarını geleneksel bir takım yöntemlerle halletmeye çalışırlar. Danışanlar üfürükçüye, muskacıya, medyuma, mezar ziyaretine, kurşun dökmeye, nazar savuşturmaya yönelirler. Bu şartlarda psikoterapi denen ve konuşarak sürdürülen bir tedavi şekli nasıl mümkün olacaktır? Terapist ne yapacaktır da danışan fayda görecektir? Yani Türk insanı terapistten radikal bir çözüm beklemektedir. Bu nedenle Türk insanının temel beklentilerine cevap vermeye yönelik çalışmalar yapma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. İnsanımız kısa sürede bir takım değişimler beklemekte, ücretini ödediği tedavi programının işe yaradığına ve yarayabileceğine kısa sürede inanmak istemektedir. Beklemeye tahammülü yoktur. Danışan doğru yerde olduğundan, doğru şeyi yaptığından ve hastalığının orada düzeleceğinden emin olmak istemektedir. Bu da onun en doğal hakkıdır. Destekleyici ve eğitime dayalı yoğunlaştırılmış holistik psikoterapi sürecinde kişiye bu taleplerinin gerçekleştirilebileceği gösterilir ve buna inandırılırsa, tedaviye olan inanç artmakta, tedavi işbirliği devam etmekte ve tedaviyi terk etme oranı çok azalmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.holistikpsikoterapi.org/holistik-psikoterapi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

